Nilar Gök / Pala Mustafa
Geçmişin acıları, pişmanlıkları ve ayrılıkları bir balıkçı kasabası olan Çaltılıbük’ün üzerine çökmüş.
Herkesin yüreğinde taşıdığı bir yara, bir pişmanlık ve bir suskunluk var. Yazar bu duyguları öyle derin ve sahici bir dille anlatıyor ki, sayfalar ilerledikçe hem kasabayı hem de her bir karakterin içini okumaya başlıyoruz. Bir balıkçı teknesi olan Pala Mustafa’nın gölgesinde şekillenen bu hikaye, insanın kendi geçmişiyle hesaplaşmasına dönüşüyor. Denizin tuzu, insanların içindeki acıyla birleşiyor ve ortaya hem hüzünlü hem de sıcak bir atmosfer çıkıyor.
Aydın Reis, geçinmesi zor, huysuz ve kaba bir insandı ama denizi çok iyi bilirdi. Dedesinden kalan Pala Mustafa, seneler içinde ne fırtınalar, ne kavurucu sıcaklar, ne büyük dalgalar görmüştü. Zamanında yöre halkı bu koca tekneye tayfa olmak için yarışırdı. Son üç mevsimdir denizlere açılmayan Reis, son bir sefere çıkmak için hazırlıklara başlar. Planları gerçekleşirse balıktan çok daha büyük bir vurgun yapacaktır. Mürettebata son anda köpeği Dalyan’la katılan İbrahim’in ise bu sefere dahil olmasının bambaşka bir sebebi vardır. Yedi insan ve bir köpekle Ege sularında ilerleyen Pala Mustafa’da neler yaşanacaktı?
Romanın akışı çok sürükleyici. Bir yandan huzursuz bir sır dolaşıyor, diğer yandan her karakter kendi iç savaşlarını veriyor. Yazar tayfayı tanıtırken, onları bugün oldukları insana dönüştüren kırılma anlarını da ustalıkla işliyor. Denizle boğuşurken anıların fırtınalarına kapılmak, ağı sadece balıklar için değil sırların su yüzüne çıkması için de atmak zorunda kalıyoruz.
Son sayfaya geldiğimde bütün karakterler içimde farklı bir iz bıraktı. Bir kitaptan beklediğim en önemli şey de budur: ruhunun olması.
Bu romanın kesinlikle bir ruhu var.
Keyifli okumalar…