Puan vermedi·216 syf.····Okunma: 20 Kasım 2025 08:25 Çocukluğumda televizyonda sıkça rastladığım gecekondu haberlerini anımsattı. Hiç kimsenin inkar edemeyeceği bir sosyolojik sorundu aslında gecekondu hayatı. Bin türlü umutla köylerini terk eden insanların özellikle taşı toprağı altın diye geldiği İstanbul’da kendilerini kabul ettirme çabasını en iyi yansıtan şeydi gecekondular. Şehrin kıyısına tünemiş; ne şehirli olabilmiş ne de köylü. Bir yanları hep eksik yaşayıp gitmiştir gecekondu sakinleri. Kendi elleriyle yaptıkları, çamurla sıvadıkları tavuk kümesi diyebileceğimiz evlerinde huzurla yaşamak bile onlar için bir lüks. Gecekonduların her birinde ayrı bir dram ayrı bir yaşam mücadelesi var. İşte Selahattin ile Mediha’nın gecekondusunda da diğerlerinden çok farklı bir yaşam yok. Akan dam, kuru ekmekle yetinilen sofralar, yamalı kıyafetler, hasta çocuğuna ilaç alamayacak kadar parasız…
Öyküyü okurken boğazım düğüm düğüm oldu. Güldüren tek şey Selahattin’in yaşama meydan okuyan espiri anlayışı. Bir de Sevim ve Fikret’in aşkı.
Kitapta 11 öykü vardı. Kitaba adını veren en uzun öykü “ Gecekondu” öyküsüydü. Diğer öykülerin hepsi de birbirinden güzeldi. Konu olarak memurların yaşam sıkıntısı, geçim derdi, kurumların işleyişi, adaletin keyfe göre işleyişi… Her öykü birer hiciv niteliğindeydi.
Ha şunu da unutmadan söyleyeyim 1950’de ilk basımı yapılan bu kitapta anlatılanları okuyunca 2025 yılında halen bir şeylerin değişmediğini görmek üzücü
Çok keyif alarak okudum. Kesinlikle tavsiye ettiğim kitaplar listesinde.