Sadece bir tarih anlatısı ya da bir aşk hikâyesi değil; insan ruhunun savaş alanlarını, içsel barışlarımızı ve kayboluşlarımızı aynı büyük resim içinde gösteren dev bir psikolojik panorama gibi. Romanı okurken şunu hissettim: İnsan, savaşın ortasında bile en çok kendi içiyle mücadele ediyor. Dışarıda ordular çarpışırken içeride duygular, hayaller, kırılmalar ve iyileşmeler savaşıyor. Tolstoy, Pierre, Andrey ve Natasha üzerinden bize çok tanıdık bir şey anlatıyor:
İnsanın sürekli “kimim, ne istiyorum, neye değerim?” diye sorması. Bu yüzden karakterlerin her biri, hayatın farklı dönemlerinde içimizde açıktan açığa konuşan bir ses gibi.