Bazı insanlar için hayat, üst üste gelen acılara rağmen, tekrar ayağa kalkıp yola devam etmektir. Gerçek bir hayat hikâyesinden kurgulanarak yazılan Fidan Hanım, tam da bunu yansıtıyor okura. Oldukça duygusal bir yolculuk sunan bu hikayede Fidan'a, dik duruşuna saygı duyuyorsunuz.
Aslında belirli bir zaman verilmese de, kitapta en çok dikkatimi çeken, karakterlerin tepkilerinin ve olayların bir dönemin bakış açısını yansıtması oldu. Aileler ve birey olma kavramları üzerinden, saklanan sırlara, yaşanan olaylara bugün de aynı şekilde bakılır mıydı diye düşündüm. Ve kitaptaki anne, hala ve büyükanneyi okurken bir kere daha anne baba olmanın, dünyaya getirmekle ilgili olmadığını görüyoruz.
Yan karakterlerin de oldukça görünür olduğu bu hikayede, Fidan'ın hayatı ailesi, aşkı ve yolu kesişen her insanla yoğrularak ilerliyor. Tam da bu açıdan kitabı en iyi özetleyen cümleler de şunlar sanırım: "Bazen kendi ayaklarımız bile bizi taşımakta yetersiz kalıyor, yer bir anda ayağımızın altından kayıp gidiyor. Peki ya çevremizdeki insanlar? Onlar da tıpkı ayaklarımız gibi değil mi? Kimi zaman sarsılmaz bir temel, kimi zaman bizi uçurumun kıyısına iten görünmez bir el..."
Zaman zaman yavaş ilerliyor gibi hissettirse de yazarın yalın anlatımı ve merak uyandıran gelişmelerle sayfaların hızlıca çevrildiği bir kitap.