Ukde 1 ve Ukde 2’yi okurken, sanki sayfaların arasında değil de Zeynep’in nefesinin hemen yanında yürüyormuş gibi hissettim. Her cümlede içime işleyen bir sızı, her satırda tanıdık bir kırgınlık vardı. Zeynep’in yaşadığı acılar bazen kendi içimde sakladığım yaralara dokundu; bazı bölümlerde durup derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim.
Seri boyunca en çok sevdiğim şey, duyguların abartılmadan, olduğu gibi ve gerçek bir ağırlıkla anlatılmasıydı. Karakterlerin acıları da umutları da çok sahici geldi bana. Zeynep’in kırılganlığının altında taşıdığı güç, insanın “Ben de böyle anlarda dimdik durdum mu?” diye kendine sormasına neden oluyor.
Ukde serisi benim için yalnızca bir hikâye değildi; geçmişin yükleriyle mücadele eden her insanın iç sesi gibiydi. Bazı bölümlerde “İşte bu…” dediğim oldu, bazı yerlerde içim düğümlendi, bazı sayfalarda ise Zeynep’in adımı atışıyla birlikte ben de hafifledim.
Kitabı kapattığımda hissettiğim tek şey: İnsanın içinde taşıdığı en büyük ukde bazen kelimelere dökülemeyecek kadar derindir. Bu seri de tam olarak o derinliğe dokunuyor. Elif Gürsoy