Merhabalar değerli kitap sever dostlar, uzun zaman sonra yine yazma isteği, başta hafifmiş gibi gelen, hatta çocukluk anılarının pastel tonlarından başka bir şey yokmuş gibi hissettiren ama usulca o renklerin altından karanlık çizgilerin çıkışındaki ürperti ile masumiyet dediğimiz şeyin aslında koyu bir sis olduğunu hatırlatan bir roman okumak isterseniz bence tam da kitabıdır Kedi Gözü .
Margaret Atwood 'un özel merceğiyle yazılmış bir roman ;insanı fazla zorlamadan, ama sinsice içe işleyen türden. Görünürde sakın, hatta sıradan görünen anıların altında pusuda bekleyen gerilimi ustalıkla bize geçiriyor.
Kedi Gözü'nde çocukluk anılarının, arkadaşlıkların o tuhaf, sarsıcı ama aynı zamanda bazen komik yönlerini irdeliyor.
Elaine'in gözünden bakınca şunu farkediyor insan; "Çocukluk denilen zaman sadece masumiyet değil; rekabetin, alınganlığın, güç oyunlarının da en ham hali. " Atwood bunu ince mizahı ve kendini acındırmaya düşmeyen bir mesafede anlatıyor. Sanki insanın hafızası bir kutuymuş da, kapağını kaldırınca içerisinden hem bir oyuncak çıkar, hem de bir diken.
Bu yüzden Kedi Gözü'ndeki karanlık abartılı değil, "sessiz karanlık". Çocukların birbirine uyguladığı minik gibi görünen ama kalıcı acılar... büyüdükçe insanın o peşini bırakmayan o belirsiz suçluluk... geçmişin o kapanmayan aralıkları... Bunlar romanda usul usul ilerliyor. Karanlık hiç bağırmıyor, ama kulağa eğilip fısıldıyor.
Ayrıca bu kitapta ansiklopedik küçük süprizler de var. Ama Atwood bunu gösteriş olsun diye değil, karakterlerin yaşadığı dönemin dokusuna dokunmak için yapıyor. Tam da bu açıdan adeta #toronto 'nun kültürel ve bilimsel hafızasını taşıyor.
Kitap bittikçe, şehrin kendisinin de bir karakter gibi çalıştığını daha net görüyor insan; gölgeleri, yenilikleri, karanlık köşeleriyle canlı bir gölge gibi...
Son olarak bu roman bittikten sonra bile zihninizde uzun süre yaşayan bir eser bırakıyor. Kesinlikle tavsiye ediyorum kitapla kalın