·168 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Kasım 2025 19:34 Kierkegaard’ın “Baştan Çıkarıcının Günlüğü”, kitap süsü verilmiş bir saplantı defteri aslında. Johannes denen adam, Cordelia’nın ruhunu sevmek için değil; onu soyup estetik bir oyuncağa çevirmek için kalemi eline almış. Kendisini tanrı sanan bir adamın, bir genç kadının masumiyetini “sanat” diye vitrine koyduğu bir günlük bu.
Öyle bir aşk hikâyesi falan beklemeyin.
Aşk yok burada.
Aşkın maketi var; içi boş bir heves galerisi.
Johannes’in bütün zekâsı, o süslü cümleleri, o kendini beğenmiş iç monologları… hepsi tek bir şeye hizmet ediyor: Cordelia’yı bir sahne dekoru yapmak. Kadın bir insan değil onun için; temizliğiyle övünülecek bir heykel, bozulmamış bir porselen parçası. Kadına saygısından değil, kendi estetik hazlarından.
Arzu ona göre bir av.
Haz ise avın kaçtığı an.
Kadın yakalandığında oyun bitiyor, adamın güzellemeleri de çöküyor.
Kierkegaard’ın gizli amacı tam burada: Johannes’i yüceltmek değil, onun içindeki büyük boşluğu göstermek.
Bu adam aslında tutkulu biri değil; sadece kendi duygularının tiyatrosunda başrol oynayan bir kibir yığını. Cordelia’nın direnişi, onun için bir zevk sahnesi; teslimiyeti ise yaz sezonu finali gibi: perde kapanıyor, ışık sönüyor, adam sonraki oyuna geçiyor.
Ve bütün bu estetik gevezeliklerin altında çok basit bir gerçek var: Sevemeyen bir adamın, sevmeyi bilmeyi de bir sanata dönüştürme çabası.
Cordelia ise bu oyunda yalnızca kurban değil; Johannes’in içindeki çürümenin aynası. Kadının saflığı, adamın ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor. Johannes’in sistemi çöktüğünde geriye sadece o tanıdık his kalıyor: Hazın sonrasındaki o koca boşluk.
Ben bu kitabı ikinci kez okuyorum ve şöyle düşündüm: Bu bir aşk hikâyesi değildir.
Bu, aşkı estetize ederek öldüren bir adamın kendi kendine yazdığı otopsi raporudur. Ve sonunda bütün o süslü cümlelere rağmen görünen tek şey şudur: Arzunun tiyatrosu çöker; insan kalır. İnsan da çoğu zaman acınacak kadar yalnız.