Puan vermedi·96 syf.····Okunma: 20 Kasım 2025 14:18 "Seksenli yıllarda öldürülen üç taşralı genç kız; ülkemizde henüz kadın cinayeti teriminin bilinmediği dönemde gerçekleşen ve cezasız kalan üç ölüm. O sabah ben de iki yıl önce öldürülmüş olan Maria Luisa'nın ve henüz hayatta olan ve iki yıl sonra başına geleceklerden habersiz Sarita Mundi'nin adlarını bilmiyordum. Bir kadını sadece kadın olduğu için öldürebileceklerini bilmiyordum ama zaman içinde birbiriyle ilişkilendireceğim hikayeler dinlemiştim. Kadının ölümüne neden olmayan ama onu kadın düşmanlığı, taciz, değersizleştirme hedefine dönüştüren hikayeler..."
İşte bu kelimelerle başlıyor Ölü Kızlar. Gerçekleri romantize etmeden, yalın ve soğukkanlı bir anlatımla dile getirmeye devam ediyor kitabın ilerleyen sayfalarında. Kendi coğrafyasında çözümsüz, adaletsiz kalmış üç kadın cinayetini anlatırken tüm dünyaya ayna tutuyor. Kişisel anılarını, tanıklıklarını, gazetecilik araştırmalarını edebi dili ile bir araya getirerek adaletsizliğin hiç değişmeyen döngüsünü "bir kez de benden dinleyin" diyor. Almada suçluları bulmaya çalışmıyor. Onların yokluğunu, yarım kalan hayatlarını, arkalarında kalan sessizliği anlamaya çalışıyor. Okurken sık sık yazarın hayattan koparılan kızların zihinlerine yaklaşmaya çalıştığını hissettim. Almada bazen bir tanık gibi bazen de onların eksik kalan hikayelerine ses vermek isteyen bir ruh gibi davranıyor. Bu da anlatıya hem derin bir empati hem de neredeyse ürpertici bir yakınlık katıyor. Anlatının en güçlüğü yönlerden biri de bu zaten.
"Artık kırık yaşındayım ve o kızın o zamandan beri ülkemde öldürülen binlerce kadının aksine hala yaşıyorum. Sadece şans eseri." diyerek kitabı sonlandırırken, bir kadın olarak hayatta kalmanın kırılgan bir tesadüften ibaret olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor bize.