Hıfzı Topuz , gazetecilik ve edebiyat dünyamızın "yaşayan çınarlarından" biri olarak, bu eserinde unutulmaz yazar Sabahattin Ali'nin kısa ama mücadelerle dolu, acı ve fırtınalı hayat hikâyesini, adeta bir belgesel-roman üslubuyla okuyucuya sunuyor. Kitap, sadece Sabahattin Ali’nin biyografisi olmanın ötesine geçerek, tek parti döneminin baskıcı atmosferini ve bir aydının o koşullarda inandıklarını savunma mücadelesini gözler önüne seren bir yakın dönem Türkiye panoraması çiziyor.
Topuz, bu eseri yazarken kuru bir biyografi olmaktan kaçınmış. Kaynakları oldukça sağlam belgelere, mektuplara ve yazarın yakın çevresinin anlatımlarına dayanarak, olayları kurmacanın akıcılığı ile harmanlamış. Bu sayede, okuyucu hem tarihsel gerçeklikten kopmuyor hem de bir romanın sürükleyiciliği içinde Sabahattin Ali’nin yaşamına tanıklık ediyor.
Kitap, yazarın gençlik günlerinden başlıyor ve onun hem özel hayatındaki çalkantıları, zaafları, şıpsevdiliği gibi insani yönlerini, hem de edebi azmini ve ideolojik duruşunu detaylıca ele alıyor. Sabahattin Ali'nin sadece büyük bir yazar değil, aynı zamanda ülkesi için bağımsızlık, özgürlük ve çağdaşlaşma isteyen, haksızlığa karşı dimdik duran "delidolu" bir mücadele adamı olduğu vurgulanıyor. Eserlerini hangi zorlu koşullar altında yazdığı, hapislerde ve sürgünlerde geçen yaşamı okuyucuyu derinden etkiliyor.
Romanın odaklandığı en can alıcı ve en güçlü bölüm ise şüphesiz Sabahattin Ali'nin trajik sonu oluyor. Fikirleri yüzünden sürekli olarak "sakıncalı" bulunan, defalarca hapse atılan Ali, nihayetinde ülkesinde kendini güvende hissetmiyor ve yurtdışına kaçma teşebbüsünde bulunuyor. Kitap, bu kaçış girişimi sırasında yakalanışını ve Istranca ormanlarında işkenceyle katledilişini en çıplak ve sarsıcı haliyle aktarıyor.
Hıfzı Topuz, bu olayın bir "faili meçhul" cinayet sayılamayacağını, arkasındaki "Karanlık Güçlerin" koruduğu tetikçilerle, dönemin baskıcı politikalarının bir sonucu olduğunu çarpıcı bir dille belirtiyor. Katillerin kimliklerinin bunca yıl sonra bile tam olarak aydınlatılamamış olması, yazarın ve dönemin aydınlarının maruz kaldığı şiddet ve sindirme politikasının en somut örneği olarak karşımıza çıkıyor.
"Başın Öne Eğilmesin", Türk edebiyatının büyük kalemine bir vefa borcu niteliğindedir. Hıfzı Topuz'un yazarla tanışıklığı ve o döneme birebir şahit olması, esere otantik bir derinlik katıyor. Kitap, Sabahattin Ali hayranları için onun eserlerinin arkasındaki gerçek yaşam öyküsünü anlamlandırma kılavuzu, o dönemi merak edenler için ise Türkiye'nin siyasi ve toplumsal atmosferini aydınlatan değerli bir kaynak işlevi görüyor.
Sonuç olarak, Hıfzı Topuz, okuyucunun karşısına bir edebiyat isminden fazlasını, zaafları, aşkları, azmi ve yılmaz mücadelesiyle ete kemiğe bürünmüş bir insanı, başı asla öne eğilmeyen bir aydını çıkarıyor. Kitap, okunduktan sonra okuyucuyu hem hüzünlü hem de isyankâr bir ruh haliyle baş başa bırakıyor.
Keyifli okumalar dilerim...