Ufuksuz denizler,bitimsiz düşlere sürükler insanı bazen.
Tıpkı kendisi gibi uçsuz bucaksız başlangıcı ve sonu olmayan, birbirine karışarak çoğalan sonsuz düşlere.Denizin sonsuzluğu bana çok şey anlatır,ama gece bir feribotun üzerinde denizin o siyaha çalan dalgalarını izlemek ürkütücü gelir…
O an anlarsın havada da karada da denizde de mutlak bir kudretin eseri an ve an yaşanır…
Ölümse öğrenmenin en kısa yoludur kimi zaman…
”Yaratılıştan düşman güçlerdi Kara ile deniz.
Gecelerin geceleri,gündüzlerin gündüzleri doğurduğu çağlardan başlayıp,karanın ve denizin var olacağı bütün geceler,bütün gündüzler boyunca bu iki düşman boğuşacaklardı.”
Denizin sonsuzluğunda dalgaların kudretini gören insanoğlu ne yapabilirdi!
Denizin Kıyısında Koşan Ala Köpek;
deneyimli avcılar Emrayin,Mılgun ,Emrayin’in küçük oğlu Krisk ve ömrünü düş kurmakla tüketmiş deniz kızıyla düşler kuran Orhan Dede fox avlamak için bir sandal ile okyanusa açılırlar.Bu yolculukta korkuları,umutları,hayalleri birbirine karışır.
Sonsuz gri sisin ,bulut beyazlığının ortasında yapayalnız,hayatı,inancı,tüm varlığı sorgulamaya başlayan insanoğlunun acziyetini çok sert yüzüne vurur bu eser.
İnsan okyanusun ortasında çaresiz aç susuz bir şekilde kime sığınabilir?
Bu yolculuk bu dört kişiden en çok kime yaşamın anlamını kavrama gücünü bahşedecektir?
Son sayfalara kadar heyecanla okuyacağınız bir kitap…
Hayat yolculuğun ta kendisi değil midir?
Hep düz yollar çıkmaz ya insanın önüne bazen çok zorlu yollardan geçmek gerekir ve insana en güzel öğretiyi bu zorlu yollar öğretir…
Bu öyküdeki Krisk de öyle bir dersle hayatının geri kalanına devam eder.Yaşadıkları onu öldürmemiştir ama ölümün pençesinden alıp çok sağlam bir ruha kavuşturmuştur.
Çünkü bazen yaşatmak için ölmeyi bilmek gerekir!
O sandal’a dört kişi bindiler ama o sandaldan hayatının dersini alarak inen,çocuk bedeninde bildikleriyle büyüyen Kriskti…
123 sayfada Ders niteliğinde bir öykü
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek