Puan vermedi·160 syf.····Okunma: 22 Kasım 2025 12:53 "Kim kendisini bir tehlike karşısında mutlak anlamda güvende hissediyorsa, o tehlikenin kurbanı olma yoluna girmiştir." (S.128)
Bu kitap bana şunu hatırlattı. Hani bazı şeyleri çok iyi bilen, dillendiren akademisyenler vardır. Belli bir konuya dair size sabahtan akşama nutuk verecek donanıma sahiptirler. Fakat söz konusu o durum gerçekleşince eyleme dönük şeylere sıra geldiğinde ortadan kaybolan ilk kesim de bunlar olur. Anlattıkları şeylere asla inanmamış ya da bu topraklarda sonuç alınabileceği realitesi oluşmamış kesimdir bunlar.
Jaspers anlatıyor. Kendisi Alman, yahudi bir eşi var ve liberal olduğu için N*zi Almanya'sında yaşayamamış. Hukuk okumaya başlamış, sıkıcı bulunca tıp okumaya başlamış. Psikiyatri uzmanı olmuş. Gel gelelim en başından beri felsefeye olan ilgisi onu kendisine çekmiş ve özellikle siyaset felsefesine yönelmiş. Sıkıcı diye hukuku bırakıp noktayı siyaset felsefesinde koymanın ironisi (!)
Anlattıklarında katıldığım ve katılmadığım çok şey oldu. Kitabı 2 tur daha okusam 160 sayfalık kitap hakkında 600 sayfa yorum yazabilirim :)
Jaspers diyor ki, Almanya bir halt yedi ama bunu yaparken külliyen tüm halkı suçlayamazsınız.Buna destek veren bir Dünya vardı. Hepimiz insanız. Her yerde fırsatını bulunca rejimi ele geçirecek, zorbaca davranacak, cani bir kudretli azınlık vardır. Bir diktatörlük varsa artık içeriden hareketle kurtuluş imkansızdır nitekim biz de öyle kurtulamadık (!). (Mesela bu düşünceye katılmıyorum).
Halklar seçtikleri liderlerden dolayı suçlanabilir mi? Bunu bir evliliğe benzetmesi de ilginç. "Nasıl bir adam evlilik bağı ile bağlı olarak kader ortaklığı içinde yaşamını sürdürdüğü sevgilisine seçmekten dolayı sorumluysa aynı şekilde bir halk da itaatkar bir biçimde teslim olduğu kişiden dolayı sorumludur. Burada yanılgının kendisi suçtur. Bu yanılgının doğurduğu sonuçların sorumluluğu tavizisiz üstlenilmelidir. Ne var ki tam da bu yanlış bir yaklaşım olacaktır. Evlilikte mümkün ve uygun olan şey -bir kişiye kayıtsız şartsız bağlılık- devlet söz konusu olduğunda prensipte felaket getirir... Bu nedenle 2 tür suç vardır. İlkin, bir lidere siyasal anlamda kayıtsız şartsız teslim olma ve ikincisi, boyun eğilen liderin niteliği. Teslimiyet atmosferi de bir tür kolektif suç oluşturur." (S.108)
Bunları diyince de hak veriyorsunuz işte! Arendth'in gözlemleri daha derindi. Nedense Jaspers'ı yüzeysel bulduğumu söylemem lazım.
Yine de kitapta özellikle çok çok haklı bulduğum bir başka düşüncesi de şu oldu: "Hristiyanlığa ve İncil'e inancın etkinliğinin genel olarak azalması; inançsızlığın bir ikame arayışı; insanları, halkın büyük bir kesiminin yani herkesin insan olarak haklarını elde etmesini amaçlayan sosyalist düzenlere, eşyanın tabiatı gereği karşı konulamaz bir biçimde sevk eden ve teknik ve çalışma tarzının yol açtığı toplumsal dönüşüm. Durum her yerde aşağı yukarı böyle: İnsanlara "başka bir yol bulmalı" dedirtiyor. Böyle bir durumda en ağır darbeye almış olanlar ve hoşnutsuzlukların en çok farkında olanlar aceleci, zamansız, aldatıcı ve baş döndürücü çözümleri eğilim duyuyorlar." (S.118)
Şu önerisi ise özellikle günümüzün en çok ihtiyaç duyulan şeyi: " Birbirimizle konuşmayı öğrenmek istiyoruz. Bu da kendi fikirimizi tekrarlamak arzusunda olmamamız, ötekinin ne düşündüğünü dinlememiz anlamına gelir."(S.36)
Kitabı suç, ceza, kötülük, sorumluluk, hukuk kavramlarına ilgi duyan okurlara tavsiye edebilirim. Jaspers'ın başta söylediği gibi düşüncelerine teslim olmak değil onları sorgulamak gerekiyor. Daha derin olsa kitaba bayılırdım. Bir de baştaki takdimi en sona okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim.