·208 syf.····Okunma: 22 Kasım 2025 16:08 Reşat Nuri'den okuduğum bilmem kaçıncı kitap oldu. Onun kitaplarına hakim olan konu birbirini yanlış anlama ve insanları yanlış tanıma bana göre. Damga'da, Acımak'ta, Çalıkuşu'nda ve son okuduğum Bir Kadın Düşmanı'nda bu durumun üzerinde durmuş. Kitap mektuplardan oluşuyor. Birkaç kısım haricinde mektuplar üzerinden olay örgüsü başarılı şekilde verilmiş.
Kitapta iki karakter öne çıkıyor : Sara ve Homongolos (Ziya).
Sara ,güzel ve güzelliğinin farkında otuz yaşlarında bir kız. Her fırsatta güzelliğini ispat etmeye çalışıyor. Bunun için kuzeni Vesime'nin müstakbel eşini kendine aşık etmekten bile çekinmiyor. Erkekleri ve onların duygularını kullanıyor. Arkadaşı Nermin'e yazdığı mektuplarda sürekli iyi yürekli biri olduğunu vurgulasa da bir kalbe bile sahip değil. Onun için her şey oyun, bütün insanlar oyuncak.Homongolos da bu oyuncaklardan en talihsizi.
Bir kadın olarak Sara'yı kendime yakın hissedemedim. Homongolos ve özellikle onun çocukluğu beni çok etkiledi. Ailesi tarafından sevilmediği için hayat boyu sevilmeyeceğini kabul etmesi, sevmeye hakkının olmadığına inanması kendisine çelikten bir zırh oluşturmuş. İnsanlara göre o bir "kadın düşmanı", vicdansız ve merhametsiz bir adam. Ama olayları bir de onun ağzından dinlemek gerekiyor ... O kadar yalnız bir adam ki, ölmüş arkadaşına mektup yazıp dertlerini anlatıyor. Sara'nın oyunlarını anlamadan ve gerçekten bir kaza ile mutlu bir şekilde ölmesini isterdim.
Yazar Homongolos'un ölümünden sonrasını bizim hayal gücümüze bırakmış. Umarım Sara, Homongolos'un Necdet'e yazdığı mektupları bulur ve ne kadar kötü kalpli olduğunu idrak eder.