Puan vermedi·168 syf.··Beğendi
· "Doktora gidecek vaktim de, takatim de yoktu. İlaç çekmecemi açtım, bulduğum bütün ilaçları atarım buraya. Bir antibiyotiğe başladım kendi kendime. Belli antibiyotiklik hastayım, bunu bilmek için doktor olmaya gerek yok, paralanıyor boğazım. Bir ağrı kesici aldım, iliklerime kadar ağrı içindeyim. Bir vitamin gördüm ilaçların arasında, bir tane ondan yuttum. Tam çekmeceyi kapatırken kutunun üstünde soğuk algınlığı yazdığını gördüm. Ben kesinlikle soğuk algınıydım, perişan etmişti o gece soğukları beni. Bir tane de soğuk algınlığı ilacı içtim. Boğazım yumuşasın diye de pastil aldım. Bir üstüme benzin döküp kendimi yakmadığım kaldı. Herkesin selameti için iyileşmek zorundaydım. Ve iyileştim."(KÜRT MEHMET'E İTHAFEN :))
"Yıllardır mahalle günü yaparız. Herkes iki eli kanda olsa gelir. Başta öyle anlaştık. Herkes işini ona göre ayarlasın, yok öyle ben gelmem param yürüsün demek, dedik. Hasta olan maske takıp geldi. Yatalak kaynanasını kucaklayıp getiren mi ararsın, yeni sünnetli oğlunu yanında getirip yatıran mı¿ Bir sene Nurgül'ün günü 1 Mayıs'a denk geldi, çok bastırdılar tatil olsun diye ama yapmadık. Nesrin "Kocam evde ben gelemem"dedi. "E canım bir seninkine bayram değil ya, bizimkiler de evde." İkna olmadı. "Biz de işçiyiz, ev hanımıysak biz de işçiyiz, tatil yapalım"dedi. "Tatil değil bayram yaparız, günü bırakmayalım"dedik. Bırakmadık. Nesrin kocasını da getirdi güne. Hep beraber salonda türkü söyleyip, halay çekip bayram yaptık."
"Muzaffer bey en çok kiracıları bezdirdi. Bizim her ay bir günlük mesaimiz, kiracıları tek tek arayıp, "Yarın kira günü olduğunu hatırlatırız" demekti. Adam zaten getirecek parayı, neden arıyoruz?. Ama hiç dinletemedim. Sonra onu kendi silahıyla vurayım diye düşündüm. Üç kuruş kira için adamları arayıp dünya telefon faturası ödüyoruz dedim. İkna oldu ve sonra ödemeli aradık kiracıları. "
" Sen de onun canını yak." İntikam; taş atana taş atmak değil, taş atanı unutmak, atılan taşı saklamaktı benim dünyamda. Öyle yaptım. Göğsümün ortasına, kalbimin durgun sularına atılmış o taşı, hayali bir yakut gibi boynuma taktım. Üzerine tırnağımla iki çift laf kazıdım. Güneşe doğru tutunca daha net okunuyor: "Güvendiğiniz dağlara kar yağdığında, üzülmeyin. Hemen oturun ve sessizce asağı doğru kayın. Baharı görene kadar..."
"Krank kasnağımı Tayko Sami, sağ arko stopu Bakkal Mithat, radyatör kapağımı Dipsiz Necati, farlarımı Selami Hoca aldı. Sonra nerem kimin arabasına gitti anlamadım. Yağmaya döndü iş. Bu insan milleti, kimsesiz olduğundan emin olunca insanı bile çiğ çiğ yer, beni mi affedecek¿ Şoför koltuğumu Fikriye Abla söküp aldı mesela. Kapının önüne koyacakmış, kapı önünde laflarken sandalye rahatsız ediyormuş. Kapı kulplarımı zevk olsun diye söktüler. Ne yapacaklarını hiç anlamadım. Böylece her gün bir parçam söküldü, bir yanım döküldü ve Kemal Dursunoğlu kandilde simit dağıtır gibi hayrına dağıttı beni ahaliye. Arka koltuk bildiğin doğumhane, bu kaçıncı kedi doğumu hiç saymadım."
"Demiştim size, anneniz ölünce her şeyi annenize benzetiyorsunuz, bütün ölüler anneniz oluyor, herkes onun yanına gidiyor."
"Morg neden tek heceli bir kelime, o gün anladım. İki heceli olsa çıkmaz insanın ağzından. Bir kerede söylüyorsun, boğazına takılıyor, sonunu duymuyorsun."
"Bu zamanla geçer dediğiniz zaman, takribi ne zaman ey insanlar¿"
"Geçtiğimiz kırk gün, her gün bana aynı yalanı söylediler. Dediler ki sevdiğin ölünce kalbinde kırk mum yanar, her gün biri söner. Kırkıncı gün hepsi söner, biri bekler. O tek mum ebediyen yanar, acını o tek mum tutar. Ben buna inandım. Hayalimde otuz dokuz mum söndürdüm her gece üfleyerek, içimdeki cılız nefeslerle. Göğsümdeki sızı hafifler, kalbim tekrar toplanır, ciğerime derin bir nefes girer diye kırk gün bekledim. Geçtiğimiz kırk gün, bugünü bekledim. Sabah uyandım, kendimi yokladım. Öğlen tekrar baktım. Kırkıncı ikindiyi beklerken kırkikindi yağmurları boşandı gözlerimden. Gecesini bekledim ve de gece yarısını. Hiçbir şey olmadı. Yalanınız batsın dedim. İçimde tek bir mum kalacaktı hani; peki ne bu yürekteki bin dönümlük orman yangını¿"