1903 yılında, Aydın’ın Nazilli ilçesine bağlı Kuyucak köyünde bir sonbahar gecesi eşkıyalar bir evi basar ve bir karı kocayı öldürür. Olay yerine kaymakam Selahattin Bey, doktor ve birkaç komutan köyün muhtarıyla birlikte gelir. Eve girdiklerinde yatakta üstü örtülü iki ceset ve sedirin yanında oturan küçük bir çocuk görürler. Doktor cesetleri incelerken, kaymakam çocuğa yaklaşır ve parmağının bez parçasıyla sarılı olduğunu fark eder. Bez kan içindedir.
Kaymakam, çocuğa kim olduğunu sorar.
– “Ben Yusuf,” der çocuk.
– “Parmağına ne oldu?” diye soran kaymakama, Yusuf şöyle cevap verir:
“Haydutlar anneme zarar vermesin diye araya girdim, o sırada kestiler.”
Doktor Yusuf’un parmağındaki bezi açar; et parçası sarkmaktadır. Doktor kesik kısmı tamamen alır ve parmağını sarar. Yusuf acı hissetmediğini söyler. Selahattin Bey çocuğa ailesi olup olmadığını sorar. Yusuf, “Bunlardan başka kimsem yoktu,” der. Bunun üzerine kaymakam, “Benim hiç oğlum yok, ister misin benim oğlum ol?” diye sorar. Yusuf başta tereddüt eder, “Sen babam gibi bana babalık yapamazsın,” dese de sonunda kabul eder.
Selahattin Bey Yusuf’u kucağına alır, eve götürür. Kapıyı karısı Şahinde Hanım açar. Şahinde Hanım, 15 yaşında evlendiği Selahattin Bey’e karşı hep dırdırcı ve ilgisiz bir kadındır. Kaymakam’ın getirdiği köylü çocuğu görünce, “Bu köylü piçini evimde istemiyorum!” diyerek tepki gösterir. Ancak Selahattin Bey onu dinlemez ve Yusuf’a bir oda ayarlatır. Yusuf dört gün boyunca yatakta kalır. Zamanla evin küçük kızı Muazzez’le iyi anlaşmaya başlar.
Selahattin Bey, eşinin dırdırından kaçmak için eve geç gelir; Şahinde Hanım ise gün boyu gezmelerde, dedikodulardadır. Bir süre sonra Selahattin Bey’in tayini çıkar ve aile, Edremit’e taşınır. Yusuf burada okula başlar fakat okumayı öğrendikten sonra okulu bırakır. Edremit’te Ali ve Ömer adında iki arkadaşı olur; en çok Ali’yle anlaşır.
Bayram günü Yusuf, Muazzez ve Ali birlikte gezmeye gider. Panayırda salıncağa binen Muazzez’in karşısına kasabanın zenginlerinden Hilmi Bey’in oğlu Şakir oturur. Şakir’in Muazzez’e sarkıntılık etmesi üzerine Yusuf öfkeye kapılıp onu döver. Şakir, “Bu kızla evleneceğim, intikamımı alacağım!” diyerek yemin eder.
Olaydan sonra Hilmi Bey ve Hacı Etem, kaymakam Selahattin Bey’i kumara alıştırırlar. Başlarda kazanan Selahattin Bey, sonra kaybetmeye başlar ve Hilmi Bey’e 320 altın borçlanır. Hacı Etem borç senedi alarak onu tamamen kendilerine bağlar. Ardından Hilmi Bey, borcu bahane ederek kızı Muazzez’i oğlu Şakir’le istemeye gelir. Selahattin Bey istemese de borç yüzünden razı olur. Şahinde Hanım bu duruma sevinir, zengin bir damat düşündüğü için.
Ancak Yusuf buna karşı çıkar.
Bir gün zeytinliğe iş istemek için gelen bir kadın ve kızı Kübra’yla tanışır. Kübra’ya ilgi duyan Yusuf, onları işe alır. Fakat bir gün Kübra işe gelmeyince merak edip evlerine gider. Kadın, Yusuf’a Şakir ve Hacı Etem’in Kübra üzerinden Yusuf’a iftira kurmaya çalıştıklarını anlatır. O sırada eve gelen Hacı Etem’le Yusuf kavga eder, Hacı Etem Yusuf’u bıçaklar. Yusuf, Kübra ve annesi bu olayı gizler.
Selahattin Bey, Muazzez’i Şakir’e verme konusunda Yusuf’un da fikrini sorar. Yusuf kesin bir şekilde karşı çıkar. Ardından Kübra ve annesi gelip her şeyi anlatırlar. Yusuf, borcu ödeyip bu evliliği engellemek ister. O sırada arkadaşı Ali, hem Muazzez’i sevdiğini hem de borcu ödeyebileceğini söyler. Yusuf, Ali’nin verdiği 320 altınla senedi alır. Kasabada herkes Ali ile Muazzez’in evleneceğini konuşur.
Bunu öğrenen Şakir, Ali’ye kin besler. Bir düğün gecesi sarhoş olan Şakir, Ali’yi vurarak öldürür. Jandarma Şakir’i yakalar, fakat Hilmi Bey ve Hacı Etem bütün delilleri ve tanıkları ortadan kaldırır. Ali’nin babası ne kadar uğraşsa da Şakir ceza almaz. Kasabada derin bir sessizlik olur.
Şahinde Hanım, uyarılara rağmen Hilmi Bey’in evine gitmeye devam eder. Muazzez de Yusuf’a kırgındır; kendisini Ali’ye “parayla satılmış gibi” hisseder. Bir tartışma sırasında Yusuf’a öfkesini kusar. Ancak aynı tartışmada, Yusuf’a duyduğu aşkı itiraf eder. Yusuf ise bu itiraftan sonra ondan uzak durmaya çalışır.
Bir süre sonra Muazzez, annesiyle birlikte Hilmi Bey’in bağına gider. Yusuf bunu duyar ve gizlice gidip Muazzez’i oradan alır. Onu uzak bir yere götürüp evlenirler. Sonra Selahattin Bey’e haber gönderirler. Bu evliliğe başta şaşıran Selahattin Bey, sonrasında onları kabul eder ve Yusuf’u belediyeye kâtip olarak işe alır.
Fakat Selahattin Bey kısa süre sonra hastalanır ve ölür. Artık aileyi Yusuf geçindirir. Yeni gelen kaymakam, kasabanın zenginleriyle, özellikle Hilmi Bey’le yakınlık kurar. Yusuf’u işinden alarak onu köy köy dolaşan bir görevliye çevirir. Yusuf artık eve nadiren gelir. Şahinde Hanım bu fırsatı değerlendirip Muazzez’i de gezmelere götürür.
Bir gün Şahinde Hanım, herkesin katıldığı içkili bir parti düzenler. Sarhoş erkekler Muazzez’e sarkıntılık eder; Muazzez de buna tepkisiz kalır. Tam o gece, kimseye haber vermeden eve dönen Yusuf, karısını bu halde görür. Öfkesine yenilir, lambayı söndürür, silahını çeker ve ateş eder. Kurşunlardan biri Muazzez’e isabet eder. Yusuf farkında değildir; Muazzez’i kucağına alır ve atına binip kasabadan uzaklaşır.
Yolda Muazzez, “Yusuf, vuruldum,” der ve son nefesini verir. Yusuf donakalıp kalır. Bir ağacın yanında durur, eliyle küçük bir mezar kazıp Muazzez’i gömer. Ardından atına biner, gecenin karanlığına karışarak bilinmez bir yola çıkar.