İngilizce basımını okudum Türkçesiniokumak isteyenler 27 öykülük çevirisi Yarın Berbat Bir Gün'den okuyabilir...
Öncelikle; Kitap 20. yüzyılın ilk yarısında Amerikan toplumunu keskin gözlem gücüyle dissect eden edebi karakterini de ortaya koyuyor. Yani ve kısaca “ Amerikan toplumunu ayrıntılarına ayırarak inceleyip, didik didik ederek, parçalara bölüp analiz ediyor diyebiliriz...
Parker’ın öykülerinde en çok hoşuma giden şey, karakterlerin gerçekliği değil; onların saklamaya çalıştıkları gerçeklerdir. Kimse dürüst değildir, aslında kimse kötü de değildir herkes yalnızca kendi kırılganlığının etrafında ihtiyatla dolaşır. Parker bu kırılganlığı öyle güzel bir mizahla örüyor ki, bir satırda gülerken diğer satırda içiniz titriyor..
Öyküleri okurken sık sık şöyle bir düşünceye kapıldım:
İnsanların birbirleriyle konuşamamasının kaç çeşidi olabilir?
Bir telefonun çalmaması, bir vedanın çok uzun sürmesi, bir cümlenin yarım kalması… Parker’ın dünyasında bütün bunlar dramatik birer olay değil, hayatın olağan gıcırtılarıdır. İnsan zaten böyle bir varlık değil midir? Ne hissettiğini söyleyemeyen, söylediğinde utanan, söylemediğinde pişman olan… Parker, bu iç burkan döngüyü alaycı bir gülümsemeyle izletiyor bize...
Belki de en çarpıcı yönü, zamansızlığıdır. 1920’lerin kokteyl partilerinde geçen aynı iç sıkıntısının bugün bir Instagram mesajında saklı durduğunu görmek şaşırtıcı. Yüz yıl geçmiş ama aynı boşluğu hala taşımak insanın garip tutarlılığı. Parker’ın öyküleri bunu kanıtlıyor: teknoloji değişir, dekor değişir, ama aşkın ritmi ve yalnızlığın sesi değişmez.
Kitabın adı Yarın Berbat Bir Gün olunca, hem gülümseten hem hafifçe iç burkan bir umutsuzluk hissi doğuyor. Karakterler de böyle: yarınlarından çok umutları yok ama yine de aynı hevesle hazırlanıp dışarı çıkıyorlar. Çünkü insanın doğasında şu var: her şey kötüye gidecekse bile, en azından ruj sürüp gitmesini bekleriz...
Ben bu kitabı bitirdiğimde dünyaya daha dikkatli bakmaya başladım. İnsanların yüzünde, kitap karakterlerindekine benzer kısacık tereddüt çizgileri görür oldum. Belki herkes, bir Parker öyküsünün içinden geçerek geliyor hayata. Kim bilir?
Kesin olan şu ki: Okurunu eğlendirmekten çok, ona içli içli gülmeyi öğretiyor. Biraz acıtan bir gülümseme bu ama nihayetinde bize kendimizi gösteren her şey gibi değerli...
Kitabın ana teması; İletişimsizlik, Yalnızlık ve duygusal kırılganlık, Kadınların toplumdaki konumu, İlişkilerde güç dengesizliği, Dönemin sosyal baskıları, İnsanların kendi duygularından kaçışı ve daha bir sürü şey...
Ana tema içersinde, bolca erkeklere laf sokan şeyler okuyacaksınız... :))))
Mesela;
“Erkekler konuşmaktan kaçar; en çok da duygulardan.”
“O, beni sevdiğini sanıyordu; ben de onun sandığını.”
“Erkek dediğin, verdiği sözü unuttuğunda rahatlar.”
“Onu olduğu gibi kabul ettim. O da beni hiç etmedi.”
“Bir erkek yorulunca susar, kadın yorulunca anlar.”
“Neyi söylemesini istiyorsan, onu asla söylemez.”
“Giderken kapıyı sessiz kapattı; tek inceliği buydu.”
“Aşkı unuttu, ben unuttum sanıyor.”
Keyifle Okuyunuz....