Deli Kurt’u okurken içimde hem heyecan hem hüzün hem de güçlü bir savaşma arzusu hissettim. Atsız’ın dili o kadar akıcı ve doğrudan ki, sayfaları çevirirken adeta olayların içinde gibiydim. Deli Kurt’un cesareti, inadı ve savaşma isteği bana gerçekten geçti; onun kararlılığı okurken içimde bir güç uyandırdı. Gökçen ise beni en çok etkileyen karakter oldu; ona bakarken adeta bir peri kızıyla karşılaşmış gibi hissettim. Zekâsı, dirayeti ve duygusallığıyla hikâyeye ayrı bir derinlik katıyor. Orta Asya’ya uzanan mistik ögeler ve taa uzak hatıralarımdan gelen “Yada” taşını tekrar görmek ise beni çok duygulandırdı, sanki geçmişle bağım yeniden canlanmış gibi hissettim. Evren karakteri biraz geri planda kalmış gibi görünse de, Osmanoğlu hanedanlığından bir şahıs varken ağırlığın Evren’e verilmemesi kitabın akışına uyum sağlamış. Yan karakterler hikâyeyi destekliyor, ama esas olarak Deli Kurt ve Gökçen’in yolculuğu kalbime dokundu. Okurken merak, heyecan, üzüntü ve içimde kabaran bir savaş arzusu bir aradaydı; her sayfa yeni bir duygu ve macera getirdi. Tarihî atmosfer ve karakterlerin güçlü duruşu, bu romanı benim için unutulmaz kılıyor. Son olarak Allah herkese Çakır gibi hayırlı bir dost, Satı Ana gibi iyi yürekli insanlar nasip etsin.
Deli KurtHüseyin Nihâl Atsız