Puan vermedi·286 syf.····Okunma: 16 Kasım 2025 22:37 “İnsan mısralarda, şiirlerde hiç kimsenin elinden alamayacağı bir “yurt” bulur. Böyle bir yurdu olmasından güven duyar (s. 34).”
İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu kitabında da bahsettiği üzere şiiri sadece okunup geçilecek bir metin olarak görmez. Ona göre şiir kelimelerin yan yana gelmesinden çok daha fazla anlam taşımaktadır. Şiir, insanın yurdu olur, evi olur. Çevremizdeki karmaşadan yorulduğumuzda ve sığınacak bir liman aradığımızda şiirler bizim için o güvenilir liman olabilir. Ancak kitapta da vurgulandığı üzere şiir okumak kolay bir iş değildir. Şiir, kolay tüketilebilen bir metin değildir. Onu okumak çaba ister. Şiir okuyabilmek için öncelikle şiiri tanıyıp sevmemiz lazım. Ardından İsmet Özel’in deyimiyle şiire hayatımızda yer açmamız gerekiyor.
Şiiri tarafsız, kendi değer yargılarımızdan tamamen arınarak okumamız gerektiğini söyleyen İsmet Özel, yargılarla okunacak şiirin bir değer kaybı olduğunu da eklemeden geçmiyor.
“Eğer benimsediğimiz düşünceler, sahip olduğumuz değer yargıları dolayısıyla şiir okuyacaksak vakit kaybetmiş olacağız (s.40).”
Ancak şiir okurken kişinin tarafsız kalması ne kadar mümkün? İnsan, kendi deneyimlerini, hayata bakışını da okuduğu şiirlere taşır. Şiirin insana yurt olması için içinde huzurlu hissetmemiz gerekmez mi? Burada bir çelişki olduğu düşüncesindeyim.
“Zaten şiir, şiir vasfını kazanabilmek için geride kalmış olan bir hayat parçasını deşmek, teşrih etmek, bize bilincine varmadığımız bir yanını işaret etmek zorundadır (s. 45).”
“Şairin neleri yazdığı kadar, neleri yazmadığı da önemlidir (s.75).”
Şiir Okuma Kılavuzu’nda Özel, şiirin sadece bir estetik uğraş ya da duygusal bir ifade biçimi olmadığını belirtir. Şair, hem söyledikleriyle hem de söylemedikleriyle okurun karşısına çıkar.
Yazısında sık sık şiirin köklerden beslenmesini vurgulayan Özel, aynı zamanda şiirin meseleleri de ele almasını söyler. Mesele taşımayan şiir, şiir değildir. Köklerinden beslenmeyen ve altı boş kelimelerden örülü şiir, yavan şiirdir. Aynı zamanda köklerini hayatın içine yaymadığı için modern Türk şiirinin asalak olduğunu da belirtmeden geçmez yazar. Yeni bir soluk gelmeyen Türk şiiri zaman içerisinde rengini kaybetmiştir. Taze değil, her yönüyle bayat ve yavan bir şiire sahip olmuşuzdur. Yeni gelen şairlerin edebiyata yeni bir renk getirmemesinden şikâyet eden İsmet Özel, aynı zamanda onları “mezar soyguncusu” olarak da nitelendirir.
“Yani şiir kendi gücüyle değil, toplumsal bir konumun kirasıyla geçinebilmekte, şiire yabancı olan (hatta düşman olan) bir gövdede asalak yaşamaktadır (s.158).”
Şairler şair oldukları, yani okuyuculardan bir karşılık buldukları, okuyucuları için vazgeçilmez açılımların başlatıcıları oldukları için değil, “filâncalardan biri” oldukları için geçerliliklerini koruyorlar. Her “filâncalar kümesi” kendi birimini gümrük duvarlarıyla korumaktadır. Metni yazanın “bizden” olup olmaması onun gümrüğümüz koruyucularından yararlanıp yararlanmayacağını belirler (s.140)”
Artık şairler, iyi oldukları için değil, “filancalardan biri” oldukları için okunmaktadır. Okuyucular da metin yazarının “bizden” olup olmamasına bakmaktadır. Kitabın çenebazlık kısmında yer alan bu anlatımlar, İsmet Özel’in Şiir Okuma Kılavuzu bölümündeki; “Eğer benimsediğimiz düşünceler, sahip olduğumuz değer yargıları dolayısıyla şiir okuyacaksak vakit kaybetmiş olacağız (syf.40).” sözlerini de desteklemektedir.
“Musiki ve onu mümkün kılan bütün sanatlı sözler şiirin belkemiğini teşkil etseydi, tıkanık, ayrıntılardan kurulu Divan edebiyatını şiir için vazgeçilmez saymamız gerekirdi (s.91).”
Şiirin belli kalıplara hapsedilmesine karşı çıkan yazar aynı zamanda Divan edebiyatını da eleştirmeden geçmez. Divan edebiyatından tıkanık ve ayrıntılardan kurulu olarak bahseder. Divan şiirinin kalıplaşmış yapısı, cansızlığı İsmet Özel’in şiirde aradığı canlılığa, yeniliğe tamamen karşıdır. Şiir, canlı bir damar gibidir. Zaman içerisinde yenilenmeli ve tazeliğini korumalıdır. Ancak divan edebiyatı yıllardır aynı tekdüzeliğin ve kalıpların içerisinde ilerlemiştir. Bu durum İsmet Özel’in Divan edebiyatına karşı tepkili olmasına sebep olmuştur.
Kitapta İsmet Özel’in üzerinde durduğu diğer bir nokta da barbarlıktır. Barbarlık sadece vahşet ya da kabalık anlamına gelmemektir.
“Biz barbarlar bakar alırız. Etkinliklerimizde bizi haklı kılacak bir ahlâk temelinin bulunması bize yeter (s.78).”
“Aradaki iletişim kopukluğunun nedeni medenîlerin dünyayı kendi evleri sayması, barbarlarınsa bu dünyada yabancı olduklarını bilmeleridir (s.81).”
Şiir, medeni olmayan insanların işidir. İsmet Özel, kendisini de medeniyetin uyuşturucu etkisine karşı direnen bir barbar olarak konumlar. Bu barbarlık, İbn-i Haldun’un bedevi kavramıyla da örtüşmektedir. Her ikisi de medeniyetin konforuna teslim olmamış, hakikati daha gerçekçi bir biçimde kavrayan; gücünü ve canlılığını da doğrudan, bozulmamış bir varoluş hâlinden alan insan tipini ifade eder.