İskender Pala ’nın Azdahak romanı, tarihi bir olayın arkasına saklanmış bir masal değil; aksine, insanın kendi elleriyle büyüttüğü karanlığın acımasız yüzü. Bu kitap, güçle sarhoş olmuş bir hükümdarın hikâyesini anlatırken aslında hepimizin içindeki karanlık kıvılcıma ayna tutuyor. Çünkü bazen bir ejderha, sadece masallarda değil; insanların kalbinde de büyür.
İskender Pala ’nın dili bu romanda daha keskin, daha tokat gibi. Kelimeleri okurun yüzüne bir hakikat gibi vuruyor:
Zulüm, sadece zalimden ibaret değildir; susan herkes onun paydaşıdır.
Azdahak , bir hükümdar gibi görünür ama aslında gücün insan ruhunu nasıl çarpıtabileceğinin kanlı bir sembolü. Eserdeki halkın feryadı, yalnızca bir dönemin çığlığı değil; adalet arayan bütün çağların sesi. Kitap ilerledikçe, zulmün gölgesi büyüyor, umudun ateşi küçülüyor ama hiçbir zaman sönmüyor.
Okur olarak satırların arasında yalnızca bir zalimin yükselişini değil; kendi iç hesaplaşmasını da yaşıyor. Çünkü Azdahak bizi şu soruyu sorduruyor:
“Ben, kötülüğe karşı durabilenlerden miyim, yoksa sessiz kalıp büyütenlerden mi?”
İskender Pala burada sadece tarih yazmazmıyor. insanın içindeki ejderhayı resmediyor. Gücün sarhoşluğunu, korkunun karanlığını, sessizliğin suç ortaklığını bir araya getiriyor. Azdahak ’ın zulmü, bir masal gibi dursa da gerçekte her çağın yüzü:
Ne zaman güç kontrolsüz büyüse, bir ejderha daha doğuyor.
"Kötülük durdurulmadığında büyür, büyüdüğünde yakar, yaktığında geriye sadece külleri kalır."
Ama o küllerin içinden, ne kadar karanlık olursa olsun,
insanın içindeki ışık yeniden kıvılcım bulur.
Ve her çağda bir Azdahak varsa,
her çağda onu durduracak bir yürek de mutlaka vardır.
Keyifli okumalar dilerim.