Kıymetli arkadaşım ile Palyatif Tıp (İsar Yayınları,2019) kitabını tahlil ederek okumaya niyet ettik bir zamandır. Bu kapsamda da referanslar nedeniyle bu kitabı da okumak gerekti.
Philippe Ariès (1914-1984) bir kültür tarihçisi olarak masaya ölüm'ü yatırıyor ve ilk çağlardan itibaren Batı'lı insanın Ölüm'e karşı olan tavrını inceliyor. Bunu yaparken de sanatın çeşitli unsurlarını kullanıyor. Resimler, fotoğraflar, şiirler, kitaplar vs.
Aries ölüme karşı tavrı kronolojik olarak "Evcilleştirilmiş Ölüm", "İnsanın Kendi Ölümü",""Senin Ölümün" ve "Yasaklanmış Ölüm" olarak ayırıyor.
Evcilleştirilmiş Ölüm
Kişi öleceğini hissettiğinde evinde sakince o anı beklemeye başlar ve günlük hayat onun etrafında akışına devam etmektedir. Burada çirkin ya da gözden uzak tutulması gereken hiç bir şey yoktur; çocuklar etraflardadır, insanlar gelip giderler vedalaşmalarını gerçekleştirmek için. Hatta özel bir durum var algısı dahi yoktur.
İnsanın Kendi Ölümü
Aslında bir önceki dönemin tavrı ile çok belirgin bir farklılık yoktur. Lakin burada öleceğini farkeden insan için değişen bir duygu durumu vardır. Artık kendisi için zaman durmuştur ve onun için yapılan seromonileri ve rutini kontrol etmesi gerekir. Vasiyet hazırlamak ya da akrabalarla son vazifelerin gerçekleştirilmesi gibi.
Senin Ölümün
Bu yeni tavırda ölüm yüceltilmiş, dramatize edilmiş ve insanı yutan bir kavramlaştırmaya gidilmiştir. Artık kişiler sakince ölüp gidememektedirler etraflarında oynanması gereken epik bir tiyatro vardır feryatlar, figanlar, büyük vedalaşmalar.
Yasaklanmış Ölüm
Nihai olarak son evrede ise ölüm hayatın dışına çıkarılmıştır. Artık insanlar ölüm'e hayatlarının içinde tahammül edememektedirler; bu nedenle görmek duymak ve bilmek istemezler. Kişiler kendi evlerinden uzakta hastane köşelerinde ölümü beklemek durumundadırlar. Bu her ne kadar sağlık hizmeti sağlanması için gibi gözükse de aslında modern insanın ölümü kontrolü altında tutup onun her anına hakim olması isteği ile alakalıdır.
Burada çok çarpıcı bir örnek kullanılıyor. Yasaklanmış ölüm tavrına ulaştığında insanlık için artık ölüm ve cinsellik negatif bir korelasyon göstermektedir.
Öncesinde çocuklara kendilerini leylekler getirdiği söyleniyor ve bir yakınlarının ölümlerini gözleyebiliyorlardı; ama modern dönem cinsel hayatın bütün detaylarının küçük yaşta öğretilmeye başlandığı bu çocuklar için mefta başka bir yerlerde yatıyordur; ölmüş değildir gibi bir açıklama sunmaktadır.
Vasiyet meselesinin tarihsel süreçleri
"Evcilleştirilmiş ölüm" döneminde bir vasiyet kavramı yoktur; çünkü böyle bir şey hayatın rutin akışında halledilmektedir. Ölüm zaten hayatın çok içinde laf arasında konuşulacak bir meseledir, geriye kalanların paylaşımı büyük bir mevzu bahis değildir. Sonrasında (insanın kendi ölümü) da ise soğuk ticari bir vesika rolünü alır vasiyet. "Senin ölümünde" ise epik bir şiir gibidir vasiyet; en yoğun duygular ile yolcu bir şeyler söylemelidir dünyaya. "Yasaklanmış ölüm" de ise bu işi takım elbiseli, profesyonel insanlar yapmaktadır.
Mezarlıkların konumlanması
“Mezarlıklara fazla gitmediğiniz için sevgili Musa” ( Konunun bunla hiç alakası yok; sadece canım çekti)
İlk dönemlerde mezarlıklar sadece lojistik ve hijyen kavramları nedeniyle şehrin biraz uzak yerlerinde bulunmaktaydı; lakin şehirler büyüdükçe mezarlıklar sosyal hayatın içinde kaldılar. Hatta defalarca yerel yönetimler tarafından insanların burada dans etmek, seyyar satıcılık yapmak ya da tiyatro oynamak gibi faaliyetlerine yasaklar getirilmiştir. İnsanların mezarlıklar ile ne kadar iç içe olduğunun anlaşılması açısından bu bilgiler önemlidir.
"Evcilleştirilmiş" ve " İnsanın Kendi Ölümü" dönemlerinde basit mezar taşları kimin defnedildiğini gösterecek kadarken; "senin ölüm" ün kısmında ise lirik bir hal ile artık süslü mezar taşları ortaya çıkmıştır, güzel metinler ile.
"Yasaklanmış Ölüm" de ise artık defnedilme neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Cesetler yakılmaktadır. Bu durumda insanın artık vefat eden ile bağının tamamen ortadan kalkmasına yol açmıştır; hatta bazı verilere göre Batı'lının külleri ziyaret etmesi artık söz konusu değildir.
Sonuç olarak gelinen noktada tavırlar dualaşarak, nasihatlaşerek vefat etme hakkımızı elimizden almış gibi duruyor.