·459 syf.····Okunma: 25 Kasım 2025 03:11 bu eseri anlatmaya neresinden başlayım nasıl anlatayım bende uyandırdığı duyguları bilmiyorum
Yarpuz kokusunu yanınızdaymış gibi alırsınız, çakırdikeni hiç dokunmamış birine bile batar. Anavarza ovası öylesine büyülü bir şekilde tasvir edilmiş ki okurken Savrun çayında yüzüyorsunuz, Kaleye çıkıyorsunuz, bostanlarda dolaşıyorsunuz karakterlerle birlikte. Geceleri iki yanından dere akan bir gemiye dönüşüyor Anavarza. Mavi göğüyle kara toprağıyla.
İlk kitapta eşkıyalar köylüye zulüm eder, ağaların sesi çıkmaz, dağa mücadele için asker gönderilmez. Fakat ince memed farklı bir eşkıyadır. O ağaların damarına basmış, rahatını kaçırmıştır. İşte ancak o vakit eşkıyaları dağdan indirmek icin asker gönderilir. Halk ezildiğinde değil, Ağa Beylerin canı tehlikeye binmeye başlayınca eşkıyalar birer birer avlanmaya başlar. Bir İnce memed yetmiştir düzeni değiştirmeye.
2. kitap Toprak Savaşı üzerinde durur. Ve sadece köylülerin gözünden değil, Ali Safa Beyin gözünden de görüyoruz bu savaşı. Her iki tarafın da kendi davasında haklı olup olmadığını sorgulatır kitap. Ali Safa Bey öylesine savunur ki davasını, içerde olmayan birisi neredeyse onu haklı sanabilir. Bu düzenin etik ve felsefe yönü üzerinde durulur, İnce Memed savaşmaz bu kitapta düşünür. Bu yozlaşmış düzenin bir sonu var mıdır? Bu çark hep böyle mi dönüp gidecektir? Şahinimiz kitap boyunca bu sorularla mücadele edip durur köşesine çekilip.
Bir de kitapta özellikle kurtuluş savaşında kahramanlık gösterenlerin (şüpheli) toprak üzerinde hak istemesi uzerinde duruluyor. Cumhuriyetin nimetlerini kendileri arasında paylaşmak istiyorlar. hak görüyorlar. Kendi cephelerinden, Adana'nın Fransızlar tarafından işgali sırasında köylü kendi işine bakarken, mücadeleye katılmazken, bu Bey dediğimiz adamlar işgale direniş gösterenlerdenmiş. Sürekli kendilerini överler. Canlarını toprak için riske atmışlar harp sonrası da bu toprakların kendi mülkleri olması onların hakkıymış.
Köylüler tarafından ise bu topraklar sadece ekip biçtikleri yer değil. Onların aldığı nefes, tüm yaşamları bu topraklar. Yüzyıllardır yaşıyorlar baba topraklarında. Bazen boyun eğiyorlar bazen savaşıyorlar ellerinde olanları vermemek için.
Fakat Ali Safa Bey onurlu davranmıyor bu savaşta.
Ağalar köylüleri bir hayvan gibi görüyor.
yaptıklarını zulüm olarak görmüyor, onlara mübahtır diye düşünüyorlar. Kendileri bile inanmış ne iyi, günahsız insan olduklarına.
Aslına bakarsak ince memed hiçbir şey yapmıyor. insanların zihinlerindeki İnce memed fikri onlara bu kadar şeyi yapma cesareti veriyor.
Bir yandan da İdris Bey var. İdris bey memed kadar efsaneleşmemiş Çukurovada. ince memedden daha cesur daha aktif, daha savaşçı olmasına rağmen. Burda da insanların kişilere değil o kişilerin kendi zihinlerinde yarattıkları fikirlere ateşle bağlandığını görüyoruz. ince memed bir direniş, mücadele fikriyken idris bey ise direnişin ta kendisi. halkların umutları, cesaretleri de şahsiyetlere bağlı değil, fikirlere bağlı. bunu görmüş oluyoruz.
Kitap boyunca memedin aklının karmaşasında onunla birlikte boğuluyoruz. ne yapmalı diye düşünüyoruz. Kalk artık memed, şu köylüye can ol diyoruz, memed bunalıma girdikçe biz de içimizdeki ateşi kaybediyoruz, onunla birlikte düzeni sorguluyoruz onunla birlikte kayboluyoruz. En sonda da o gözlerindeki sarı ışıltıyla biz de canlanıyoruz.