·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Kasım 2025 10:00 Livaneli’nin Eylül 2025’te yayımlanan Bekle Beni’si, hem kişisel izler taşıyan hem de Türkiye’nin darbeli yıllarına bakan bir roman. Ancak yazar, kendi yaşamıyla kurgu arasındaki mesafeyi korumaya çalışırken karakterlerin gerçekliğini daraltıyor. Selim ve Leyla, derinleşemeyen, sanki bir “piyes”in repliklerini okuyan figürlere dönüşüyor.
Aşk hikâyesi yüzeysel; tensel yakınlık neredeyse hiç yok. Direniş, siyasi dönemler ve hapishane sahneleri ise zaman zaman etkileyici olsa da tarihsel tutarsızlıklar okuru metinden uzaklaştırıyor (örneğin Madımak Oteli ya da Erdal Eren olayı)
Bu noktadan sonrası spoiler içerir.
Kitabımız aşk, isyan, umut, dostluk, direniş gibi duyguları barındırıyor. 186 sayfalık kitap bence 300-400 sayfalık kitaplık konuyu içeriyordu. Eleştirmek haddim değil belki ama Selim ile Leyla lisede sevgili oluyorlar bir bakıyorsun evlenmişler, evliler Selim ne iş yapıyor nasıl düşünceleri var anlamadan Selim hapse atılıyor. Sonra bir anda hapisten çıkıyor İsveç'e gidiyor. Bir anda Leyla ve kızı Zeynep'de İsveç'e gidiyor ve kavuşuyorlar. Bu olay geçişleri de anlatılıp daha uzun ve derin bir roman olsaydı sevecektim.
"Beklemek, özlemek, beklemek, özlemek... Hayat bu iki kelimenin arasında sıkışıp kalmıştı. Çıkar yolu yoktu en acısı da buydu. Kafka'nın davası gibi bir sabah uyandık suçluyduk neden nasıl bilmeden...”
“Tek suçumuz okumaktı. Kendimizi geliştirme isteğimizdi.”
Okumanın suç olduğu, aydınların eğitimlilerin yaşamalarının tehdit olarak algılandığı 1968 sonu 1970 yılları Türkiyesinden sesleniyorum size kulak verir misiniz?"
Romanın en zayıf halkası klişelere yaslanan cümleler ve aşırı didaktik mektuplar; en güçlü yanı ise Selim’in yurtdışına çıktıktan sonraki bölümlerde yakaladığı daha gerçekçi ton.
Bekle Beni, Livaneli okurları için tartışılacak çok şey barındırıyor; fakat “çağına tanıklık” iddiasını karşılamada yer yer eksik kalıyor.