Puan vermedi·392 syf.····Okunma: 06 Kasım 2025 01:29 Merhaba sevgili Opiaalar okuyucuları.
Uzun zamandır bir inceleme ile gelemedim ama bunu telafi edeceğiz. Bugün sizlere Türk edebiyatının önemli kadın yazarlarından Peride Celal’in Üç Yirmidört Saat romanından bahsetmek istiyorum.
Peride Hanım, romanın adını bir doktorun ağzından duyduğu bir ifadeden alıyor ve kitap tam da ismi gibi üç yirmidört saate yayılmış bir zamanı anlatıyor. Eser, konak hayatından apartman hayatına geçmiş üç kuşağın ve bir de köyden gelen yanaşma Ayşe’nin (Dilber) hikâyesini taşır.
Roman, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.” cümlesiyle açılır. Bu cümleyi kuran kişi, ana karakterlerden Fatmadır. Fatma bu sözü, ameliyata alınan Ayşe (Dilber) için söyler.
Ayşe, çocuk yaşta konağa verilmiş; önce Fatma’nın annesini, sonra Fatma’yı büyütmüştür. Fatma’nın annesi —romanda adı geçmeyen, “Küçük Hanım” diye anılan kadın— gençliğinden beri mide rahatsızlığı çeken, hayatını konağa adamış, fakat aynı zamanda köklü bir memnuniyetsizlik taşıyan biridir. Annesiyle anlaşamaz, onu kızdırmak için elinden geleni yapar. Bir konak yangınından sonra taşınırlar. Yangını Ayşe’nin çıkardığı düşünülür ama gerçek asla kesinleşmez.
Ayşe dış görünüş olarak çirkin sayılabilecek biridir; fakat vefası, çalışkanlığı ve sadakati romanda güçlü bir yer tutar. Küçük Hanım kimseyi sevmemiştir; ta ki kızı Fatma’ya kadar. Fatma ise babasını kaybettikten sonra annesinden tamamen uzaklaşmıştır.
Annesi idealist, çalışan, 1950’lerin modern kadın tipidir. Kızını Batılı bir tarzda yetiştirir, ona özgürlük verir; fakat o özgürlüğü nasıl kullanacağını öğretmez. Bu cümleyi daha sonra Fatma’nın sevgilisi, sol görüşlü genç Ahmetten duyarız.
Fatma tüm şımarıklıklarına rağmen Ayşe’nin yanında durur, ameliyat sürecinde ona refakat eder. Üç yirmidört saatlik süre boyunca bilinç akışı tekniğiyle bu üç kadının yaşam öykülerini görürüz. Fatma’nın annesini ise doğrudan tanımayız; onu Ayşe’nin rüyalarından, Fatma’nın anılarından ve Ahmet ile yüzleşmelerinden öğreniriz.
Fatma genç yaşta evlenmiş, üniversiteden ayrılmıştır; bunun tek nedeni annesini kızdırma isteğidir. Evlilik kısa sürer. Fatma daha “gerçek” bir şey aramaktadır. Gelişim gösteren tek karakter ise Fatma’dır; bunu da Ahmet’e duyduğu aşkla yaşar.
Sadece güzelliğini önemseyen Fatma, Ayşe için duyduğu derin üzüntüyle içindeki merhametin varlığını fark eder. Annesinin hastalığını bile erteler; boğazında bir nodül vardır ama aralarındaki kopukluk her şeyin önüne geçer.
Romanda belki de en dikkat çekici unsur anne-kız arasındaki uçurumdur. Bu kopukluk, kitabın temel gerilimini oluşturur.
Ayşe’nin adı “Ayşe” iken nasıl “Dilber” olduğunu da rüyalarından öğreniriz. Öksüzdür, yetimdir; teyzesi büyütmüştür; abilerinin baskısını görmüştür; konağa verilmiştir. Büyükhanımın ve çalışanların baskısı altında ezilmiştir. Hiç evlenmemiştir. Ona ameliyat olacağını bile söylememişler; “sadece röntgen çekileceksin” diye kandırmışlardır.
Ahmet’in dediği gibi:
“Bir köle ne kadar bağlı olursa olsun, er ya da geç özgürlüğünü hatırlar.”
Ayşe de özgürlüğünü hatırlamıştır. Öfkesi buradan gelir.
Roman, aynı zamanda Ecevit döneminin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi atmosferine de ışık tutar. Aile içi kopukluklar, sınıfsal ayrımlar, modernleşme sancıları eserin ana dokusunu oluşturur.
Peride Celal’in akıcı üslubu sayesinde tüm karakterlerin hayatı, okuyucunun gözlerinin önünde bir film gibi belirir. Ana mekân hastanedir; yan mekânlar ise hatıralarla genişler. Çoklu zaman tekniği kullanılmıştır.
Ve romanda üzerine düşünmemiz için sorulan şu soru, belki de her şeyi özetler:
“Ölüm tüm hafızayı temizler mi?
Ya da bir hastalık tüm bağları iyileştirir mi?”