·400 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Eylül 2025 00:00 Aslında daha önceden bir inceleme yazmıştım. Bir süre sonra kitap yorumunu tekrar yazma kararı aldım. Neden mi? Çünkü kitabı okuyalı bayağ olmasına rağmen kitap, zihnimde izinsiz bir şekilde yer kaplıyor. (Bu konuda çok ciddiyim.) Artık beynimin içinde fırtına gibi dönüp duran düşünceleri yazmak ve biraz olsun kitabın etkisinden kurtulmak istiyorum. Aslına bakarsanız kitabı yorumlayıp puanlamak benim haddime değil. O beni puanlasa yeridir. Yine de bir şeyleri ifade etme konusunda iyileştiğimi düşündüğüm için bu incelemeyi kendime vazife bildim.
İlk olarak demeliyim ki ben ikinci kitabı birinci kitaba göre daha fazla sevdim. Birinci kitap -yazarımızın ilk kitabı olduğu içindir herhalde- bana göre başları biraz pürüzlüydü. Dünyayı yeni öğreniyorduk, bilgeler bir anda algılıyor ve karakterleri tanımaya çalışıyorduk. Bu yüzden başı biraz dağınık ve karmaşıktı. Ama ikinci kitapta artık çoğu şey yerli yerine oturmuş, yazar bizi yazdığı kelimelerin ağırlığını taşımamız için tek başımıza bırakamıştı.
Kitabın karakterlerine gelecek olursak... Ah, kesinlikle anlatılmaya değecek çok şey var. Hepsi aslında o kadar farklı ama o kadar aynı ki... Bundan bahsederken daha anlaşılır olması için bir alıntıyı kullanacağım: "Bunca insan benzer duygularla boğuşurken Dante nasıl yalnız olabilirdi? Hepsi bu denli birbirinin aynıysa belki gençlik dedikleri şey, yaralı ve savunmasız olmana karşın dünyada kendi yerini aramaya devam etmekti." Bu alıntı beni kesinlikle çok etkilemişti. Üstelik aslında tüm karakterlerin temelde kalbinden vurulmuş, sevgiden yoksun kalmış ve tek gâyelerinin kendi kararları doğrultusunda bir hayata sahip olmak istediklerinin en güzel göstergesiydi. Aslında temelde karakterlerin bambaşka kişilikleri vardı ama yine de bir ortak noktada birleşiyorlardı.
Şimdi aklıma geldi de zaten kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de buydu. Kitapta geçen yan karakterin bile kendine ait bir tarzı vardı. Bu bile karakterin ve kurgunun ince detaylı olduğunu göstermişti bana. Yani mükemmel belki denemez ama ona yakın bir kurguydu. Yazarın beyninin içinde neler oluyor, nasıl bir hayal dünyası var merak etmemi sağladı.
Bazen aklım almıyor. Neden bu kitap bu çok satanlar arasında değil? Kısmen ben çevremdeki tüm arkadaşlarıma bu kitabı öneriyorum. Çünkü kitap hakkında konuşucak birine ihtiyacım var.
Biraz üçüncü kitap hakkında konuşmak istiyorum. Evet kitap daha çıkmadı ama ben sabırsızlıkla bekliyorum. Aklımda o kadar teori varki... Mesela ilerleyen kitapta Ark hakkında daha fazla şey öğrenme şansımız olur mu? Çünkü kitabın en önemli unsurlarından biri. Özellikle ilk kitapta. Yazarımızın bu konuda bir planı yok gibi görünüyor. Sonuçta ikinci kitapda neredeyse yeri yoktu. Yine de ilk kitaptan dolayı bu ümidimi hâlâ saklıyorum.
Ya da bir bölüm de Arm, Tamu'nun yüzündeki yara izinin eskiden Kaya şehirlerinde görülen bir hastalık sonucu ortaya çıkan bir hastalık yaraya çok benzediğini söylemişti. Bu bilgiyi nasıl hatırladiğımdan bile emin değilim ama son bölümlere kadar bazı şeylerden şüphe etmiştim. Eh, evet tahminim tutmadı ama yinede Tamu'nun gerçek kimliği benim için biraz ters köşe oldu. Kendi düşünceme fazla odaklanıp biraz hikayedeki diğer detayları kaçırmıştım.
Ben her ne kadar kendi düşüncem yüzünden diğer detayları kaçırmış olsam bile kitap buna pek izin vermiyor. İlk kitapta Beau karakteri hakkındaki detaylar fark etmeme rağmen tahmin edememiştim olayları. Geriye dönüp bakınca kendimi Dante gibi hissettim. Beau'nun kişiliği beni bile kör edip açık şekilde ortada olan bir şeyi görememi engellemişti. Aslında kitabın adından bile tahmin etmem gerekirdi.
İhanetler sadece Beau ile kalmıyordu da. Galiba beni en derinden sarsan, Hodbin oldu. Adı bile bencillik demek. Her saniye bunu belirtiyor. Yine de Lunu ile yaşadığı onca şeyden sonra... Bu ikiliye öyle böyle bağlanmiştım ki şuan bile gözlerim doluyor. Ne yaptın be bana Övgü abla?
Sonuç olarak incelemeyi toparlamak istersem tek diyeceğim; harikaydı. Sürekli kitabı elime alıp alıntıları tekrar tekrar okumaktan kendimi alamıyorum. Size o duyguyu nasıl anlatayım? Alıntılar, kalbime dokunuyor. Kelimeleri gözle okuyor, zihnimin içine öyle alıyorum ama algılama işlemini yapan kalbim oluyor. Tam olarak öyle bir şey. Bu tarz yazım tarzlarını çok severim ve yazarın bu konuda yetenekli olması muhteşemdi.
Alın, aldırın. Okuyun, okutturun. Ömrünüz şölen olsun.