Puan vermedi·304 syf.··Beğendi
· Kitap, daha ilk sayfalardan itibaren anlattığı insanların sınırda oluşları, dışarıda bırakılmışlıkları ve dünyayla kurdukları yaralı ilişki üzerinden yakaladı beni. Ama tam da bu “öteki oluş” hâli metni güçlü ve dürüst kılıyor. Akıcı, kendinden emin ve sert; aynı zamanda çok yalnız bir sesi de beraberinde taşıyor.
Editör Hüseyin Deniz Özcan’ın katkıları ve Gülkan Noir’in ön sözle başlayan çeviri yaklaşımı, metnin ne denli özenle ele alındığını gösteriyor ve kitabın bir anlatıdan çok, bilinçli bir düşünce alanı olarak kurulduğunu hissettiriyor. İlk 26 sayfada nasıl bir metinle yüzleşeceğimiz sezdirildikten sonra esas hikâye başlıyor.
Wark, kimlik, beden, arzu ve benlik kavramları ile güvenli alanlarda dolaşmak yerine, onları doğrudan sınıra, belirsizliğe ve rahatsız edici soruların ortasına bırakıyor. Bu yüzden de kitap herkese hitap etmeyebilir belki. Daha çok kimlik üzerine düşünenlere, sorularından kaçmayanlara, kalıpların içinde saklanmak yerine onları sorgulamayı göze alanlara hitap eden bir sesi var bu metnin.
Kitabın başlığındaki örümcek vurgusu ise son derece çarpıcı. Çünkü hayvanlar âleminde – sadece örümceklerde değil; kimi kuş,balık ve memeli türlerinde de – dişinin belirleyici ve baskın olduğu bir düzen vardır. Başlıkla ilişkili olarak bir örnek de vermek isterim: Dişi örümcek çiftleşmeden sonra erkeğini yer. Metinde geçen şu vurgu ise insan dünyasını işaret eder:
“Bir kadın, dişi bir örümcek kadar bile olamıyor.”
Kadının toplum içinde nasıl sıkıştırıldığını, gücünden nasıl uzaklaştırıldığını ve doğasından bile koparıldığını düşündürüyor insana; evrimleştiğini iddia ederken, belki de bu konuda doğanın çok daha gerisinde kaldığının altını çiziyor.
“Örümcekler İçin Felsefe”, benliği sabit bir kimlikten ziyade, sürekli örülen, çözülen ve yeniden kurulan bir ağ gibi ele alıyor. Bedenle düşünceyi; deneyimle teoriyi birbirinden ayırmıyor. Felsefeyi yüksek bir kürsüden değil; onu tene, kırılganlığa ve arzunun en karanlık köşelerine indiriyor.
Kesinlikle sıradan bir okuma değil.
Ama cesur, sarsıcı ve düşündürücü.
Ve tam da bu yüzden önemli.