9/10
·332 syf.··
Beğendi
·
2025 48. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2025 00:55
“Uzun ince bir yoldayım, Gidiyorum gündüz gece… Bilmiyorum ne haldeyim, Gidiyorum gündüz gece…” Aşık Veysel’in bu dizeleri, bu kitabın en kısa ve en derin özeti olurdu aslında. Çünkü dünya bir han; bizler de kısa süreliğine uğrayan, konaklayan, geçip giden misafirler değil miyiz? Nermin Yıldırım’ın romanındaki misafirler ise sıradan konuklar değil… Onlar hayatta kalma becerisini yitirmiş, kendine ya da çevresine zarar verme riski taşıyan, kuralların dışına taşmış, “deli” denilen insanların kapatıldığı bir tımarhane. Bu tımarhane, kitapta bir ev gibi karşılık buluyor. Hemşireler “abla”, hastabakıcısı “abi”, başhekim “baba”… Yani içerideki herkes bir aile modeliyle ilişkilendiriliyor. Dışarıdaki “normal” dünyanın bir minyatürü. Romanın ana karakterleri Esin ve Rikkat. Esin: içeride “delirmiş” olduğu düşünülen genç bir kız. Rikkat: dışarıda delirmiş olan ama içeride hemşirelik yapan bir kadın. Biri geçmiş, biri gelecek gibi… Biri gençliğin kırılganlığı, biri yaşanmışlığın ağırlığı. İkisinin hikâyesi birbirine görünmez iplerle bağlı. Bu iki kadın arasında dolaşırken, geçmişle bugün, akılla delilik, içerisiyle dışarısı birbirine karışıyor. Kitap bize şunu gösteriyor: Delilik bazen içeride olmak değil; bazen dışarıda maskeyle yaşamaya çalışmak. Kurallara kusursuz uyanlar “normal”, maskesi düşenler “deli” sayılıyor. Nermin Yıldırım bu ayrımı öyle bir işliyor ki, okurken insan kendi aklının kıyılarına dokunuyor. Arka kapak özetinde geçen şu cümle, romanın dokusunu tam karşılıyor: “Misafir, normalini yitirmiş, çokça incinmiş, bolca incitmiş bir dünyada, kırılmış hayallerin, ertelenmiş sevgilerin, hakkıyla yaşanamamış ömürlerin ortasında kendine sığınacak yer arayanların romanı.” Son sayfalara geldiğimde içim, gökyüzündeki bir kuş kadar hafif ve özgür hissetti. Kitap beni delirtti, ama delirdiğime değdi. İşte ufakta olsa size deli deli nameler bırakıyorum “İnsanın nelere dayanabildiğini bilmek deli ediyor.” (s.33) Dayanırken fark etmezsin… Ama süreç bittiğinde delirme başlar. Ve bu deliliği kimseye çaktırmadan bir “süreç” gibi yaşamaya çalışırsın. Aksini hayal etmek bile ürkütücü. Hemen ardından gelen cümle ise tam bir hayat özeti gibi: “Doğru yerdeysem ayvayı yemişim, yanlış yerdeysem ayva beni yemiş…” (s.30) Hayat bazen gerçekten bu iki cümlenin arasına sıkışıyor. İçeride misin, dışarıda mı? Sağlam mısın, kırık mı? Normal misin, delilik sınırında mı? Cevap hep sisli. Bu yüzden Misafir, herkesin okuyup geçeceği bir roman değil. Yaraları olanların, incinmişlik taşıyanların, dayanma sınırlarını bilenlerin, maskelerle yaşamayı öğrenmişlerin kitabı.
MisafirNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20182,990 okunma
·
134 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.