·168 syf.····Okunma: 22 Kasım 2025 00:00 Bir şirkette çalışan yazarımız, yaptığı işin artık ona göre olmadığını fark ederek istifa ediyor ve hayalini kurduğu şeye, yani kitap yazmaya yöneliyor. Üç ay gibi kısa bir sürede ilk kitabını tamamlıyor ve yayımlatıyor.
Yaklaşık bir yıl boyunca ablasının yanında kaldıktan sonra ise kendi evine taşınıyor. Yaşadığı yer, nüfusu çok az olan, neredeyse tek bir caddeden oluşan küçük ve sakin bir kasaba… Öyle ki, sokaklarında yürürken her şeyin yalnızca size aitmiş gibi hissettiren bir huzuru var.
Eskiden sabahın erken saatlerinde kalkıp işe gitmek onun için oldukça zorlayıcıymış. Tam zamanlı yazarlığa geçtiğinde ise bu zorunluluk ortadan kalkıyor ve güne istediği saatte başlama özgürlüğüne kavuşuyor. Bu yeni düzen, onun için hem ruhunu besleyen hem de üretkenliğini artıran bir döneme dönüşüyor.
Bu kitabı okurken fark ettim ki bazen sandığımızdan çok daha fazla yük taşıyoruz. Hızlı yaşamak bir başarı gibi gösterilse de sayfalar ilerledikçe yavaşlamanın, durmanın, hatta hiçbir şey yapmamanın bile nasıl nefes aldırdığını hissettim.
Yazarın sadeleşme üzerine kurduğu o dingin anlatım, günlük hayatın karmaşasını adeta sessize alıyor. Özellikle iyileşme ve iç huzur kısmındaki örnekler, kendi hayatıma bakmama sebep oldu. Basit şeylerin—yürümek, yazmak, sessizce bir köşede oturmak—aslında ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu yeniden hatırladım.
Kitabı bitirdiğimde içimde hafif ama etkili bir ferahlık kaldı. Sanki biri omzuma dokunup “Biraz yavaşla, hayat böyle de güzel,” demiş gibi.