·117 syf.····Okunma: 27 Kasım 2025 17:16 Bu kitabı dün akşam bitirdim ve doğrusu bittiğine en çok sevindiğim kitaplardan biri oldu. Kitaba başlarken arka kapaktaki tanıtım yazısı hoşuma gitmişti. Anne-kız arasındaki kopukluğu anlatan, psikoloji ağırlıklı bir hikâye okuyacağımı düşündüm. Fakat okurken bu hissi hiç alamadım. İlk sayfalarda gerek çevirinin akıcısızlığı gerek anlatım tarzı nedeniyle konuyu kavramakta zorlandım.
Sonraki bölümlerde ana hikâyeyi daha net görmeye başladım: 18 yaşındaki Lucy, ailesinden uzak bir ülkede varlıklı bir ailenin çocuklarına bakıcılık yapıyor. Bu konu başlangıçta ilgimi çekti. Ancak Lucy’nin annesiyle olan sorunları derinlemesine işlenmeye başlayınca bazı şeyler dikkatimi çekti. Lucy annesinden neredeyse nefret eder gibi davranıyordu ama bu nefretin tam olarak nedenini anlamak zordu. Daha sonra, erkek kardeşlerine kıyasla cinsiyetinden dolayı daha fazla baskıya maruz kaldığını ve “kötü bir kız olmaması” için daha katı biçimde yetiştirildiğini fark ettim. Özellikle annesinin ona sık sık söylediği “Çekip gidebilirsin ama ne yaparsan yap annen olduğum gerçeğinden kaçamazsın. Benim kanımı taşıyorsun, dokuz ay karnımda taşıdım seni.” gibi cümleler Lucy’nin özgürlük arzusunu arttıran en büyük sebeplerden biriydi.
Kitabın ana teması aslında güzel; fakat Lucy’nin öfkesi yalnızca annesine değil, neredeyse herkese yönelmiş durumda. Özellikle bakıcılık yaptığı çocukların annesi Mariah çok iyi kalpli, sevecen biri olmasına rağmen Lucy ona karşı bile sert, mesafeli ve haksız davranıyor. Hatta Mariah’nın kocasını en yakın arkadaşıyla aldatırken görüyor fakat bunu ona söylemeyi tercih etmiyor. (belki onu üzmemek için söylememiş olabilir ama yine de doğru bir davranış değil, üstelik Mariah bunu sonradan öğreniyor.) Ayrıca Mariah Lucy’e her zaman iyilikle yaklaşan, saf bir karakter olduğu için Lucy’nin ona zaman zaman “ezik” muamelesi yaptığını da hissettim. Sonlara doğru Mariah’ı sevmeye başlasa da iki arkadaş gibi olsalarda Lucy’nin genel tutumu bana göre oldukça yanlıştı.
Kitap boyunca Lucy, “özgür” olmak istediğini sık sık vurguluyor; kendi kararlarını kendi almak istiyor. Ancak bunu neredeyse tamamen cinsellik üzerinden tanımlaması beni rahatsız etti. Sanki özgürlük = cinsellikmiş gibi bir mesaj veriliyor. Oysa özgür olmak isteyen bir kadının kendi parasını kazanmasını, bir işe girip ayakta durmasını, hatta kendi işini kurup güçlü ve bağımsız bir birey haline gelmesini görmek çok daha anlamlı olurdu. Keşke Lucy'i de böyle görebilseydik... Bence Lucy’nin özgürlüğü yalnızca beden üzerinden araması, karakterin potansiyelini daraltmış ve verilen mesajı zayıflatmış.
Her ne kadar temel konu iyi olsa da, özgürlüğü sürekli cinsellik üzerinden tanımlaması ve bu yönün gereksiz şekilde öne çıkarılması nedeniyle kitabı sevemedim ve kimseye önerebileceğim bir kitap olmadı.