·518 syf.····Okunma: 28 Kasım 2025 05:58 Berbat bir kitap değil ama çok iyi bir kitap da değil, üstelik aşırı uzatılmış. İlk ve son 100 sayfa çok güzeldi ama o ortadaki 300 sayfa... 500 sayfa boyunca kitaba heyecan kazandıran ancak bir olay oldu. BİR OLAY. O da 23 sayfalık bir şeydi. Heyecan kazandırma potansiyeline sahip birkaç olay daha vardı (kısa kısa en fazla beş tane falan) ama benim için yeterli değillerdi.
Tamam, olay olmasın, illa çok aksiyonlu bir kitap olacak diye bir şey de yok ama bu kadar basit şeylerin bu kadar uzun uzun yazılmasına gerek yoktu. Lina’nın işe gidişi, yemeğini yiyişi, üstünü giyinişi, Çakırcalarla kahvaltı etmesi, hastanede annesini beklemesi... Bunların hepsi bomboş.
Küçük puntolu, 518 sayfalık kitapta sadece bir hafta civarı bir süreyi okuduk. 200 ve 300 arasında sadece iki günü okuduk, o iki gün boyunca da hastanede Lina’nın annesini bekleyip konuştular falan. Ya gerçekten bu kadar uzun uzun anlatılmasına gerek yoktu.
İç monolog okumak benim için asla sorun değil, hatta severim ve bu kitapta güzel yazılmıştı bence fakat kimi zaman biraz gereksiz edebiyat yapılmış gibi geldi. Bunun yanında yine kimi zaman aynı şeyler, kelimeler ve anlatım biraz değiştirilerek tekrardan ve tekrardan önümüze sunuluyordu.
Bunların dışında yazarın kalemi güzel bence. Epey devrik cümle kullanan biriymiş, ben bunu öğrendiğimde beni çok rahatsız edeceğini düşünmüştüm ama fakat nadiren rahatsız etti beni. Güzel yerlerde kullanmış bence, hatta bazı yerlerde anlatımı daha da güçlendirmiş.
Ortaya çıkan pek çok sorunun dışında çözülen küçük gizemler de oldu. Ben kurgunun gidişatını epey bildiğim için şaşırmadım ama bilmeyen birini şaşırtabilir.
Beni çok rahatsız eden iki unsur var ki o iki unsur da bu kitapta vardı: Zaten bildiğimiz/kendi kendimize anlayabildiğimiz şeylerin karakter tarafından açıklanması ve sürekli olarak tekrar edilmesi.
Mesela Lina, Aral kimi davranışlarda bulunduğunda “Şöyle yapabilirdi ama böyle yaptı, bana güveniyor mu?”, “Şunu direkt söyledi, bunu direkt yaptı, bana güveniyor olmalı,” diyor. Ya bunları sürekli olarak aynı şekilde sorgulayıp aynı şekilde anlatmana ne gerek var? Güveniyormuş işte.
Hemen şöyle küçük birkaç örnek daha verelim.
Syf 218: Bir yatakta Batı, bir yatakta Alin uyuyordu ve Alin, yanında uzanan Arte’ye sarılmıştı. Huzurlu bir ifade vardı yüzünde. Birine sarılamadan uyuyamadığı için Arte’ye sarılmıştı muhtemelen.
Syf 287: O bana emrivaki yapıyor beni tanımadığım bir yere çağırıyordu. Eğer istiyorsa o benim istediğim saatte benim seçtiğim yere gelecekti. Böylece biz avantajlı olurduk. Bununla ilgili bir problemim yoktu işte.
Syf 303: “Yaşlı, evet. On iki yaşında.”
On iki bir köpek için yaşlı demekti.
Syf 326: ”Bu Karalar neden böyle? Kuzunun ne işi olur kurdun ininde?”
Karalar. Ben ve Babam. Kuzu ve Kurt. Lina Kara ve Aral Çakırca. Kadir Kara ve Asaf Soylu.
Syf 334: “Ben emin olamamıştım... Seni Manolya’dan çıkarken gördüm. Bugün kapalı olduklarını söylemişlerdi ama yine de uğramak istemiştim.”
Manolya... Aral’ın bu sabah sık sık gittiği bir mekan olduğunu söylediği ve az önce birlikte çıktığımız restorandı.
Bence bunlar kimi noktalarda o sahnenin havasını da bozuyor.
Kimi sahneleri pek anlayamadım. Aral’ın saçına yağan kar nasıl Lina’nın saçına düşüyor mesela? Lina başını Aral’ın omzuna yasladığında saçları nasıl onun saçlarına yapışıyor? Bir tane daha vardı da unutum.
Karakterlere değinelim hemen.
Lina’yı başta sever gibi olmuştum, psikolojik analizi o kadar güzel yapılmış bir karakter ki. Yazar da psikolog zaten. Ama sonrasında öyle çok ısınamadım. Ne sevdiğim ne de sevmediğim bir karakter oldu. Kimi zaman hareketleri biraz sinirimi bozdu. Bir şey yapıyor, pişman oluyor ve kendine kızıyor. Sonra aynı şeyi tekrar yapıyor ve bu sefer kendine daha fazla kızıyor falan... Ya biraz sakin ol da düşün, mantıklı hareket et dedim. Aral'ın her dediğine uymak yerine kimi zaman karşı gelmesi ve kendi planını uygulaması güzeldi ama :>.
Aral... Ya pek sevemedim onu, beni rahatsız etti ve sinirlerimi bozdu. Sürekli Lina’ya dokunması, “İyi misin?” diye sorması, göz göze gelişleri, yardım etme çabaları... Aslında bunlar kötü şeyler değil, kesinlikle değil. Hatta bırakın Lina’nın bunlardan rahatsız olmasını, istiyordu ve ihtiyaç duyuyordu. Fakat eminim ki ben hiç fark etmeden kendimi Lina’nın yerine koydum. Nasıl oluyor anlamadım ama beynim Lina’yı ben olarak falan algıladı. İnsanların benimle çok fazla ilgilenmelerini, “İyi misin?” diye sormalarını, temas etmelerini ve bakmalarını hiç sevmeyen biri olduğum için de Aral’ın hareketleri beni rahatsız etti.
Bundan tamamen ayrı olarak Aral beni çok rahatsız eden iki şey de yaptı. İlki çoğunuz için çok önemsiz bir şey olabilir, ne olduğunu söylediğimde bana “Ya buna mı takıldın cidden?” diyebilirsiniz ama evet, ben buna manyak derecede takıntılı biriyim.
Sigara içen bir karakter, sigaradan da nefret ederim ama bir karakteri sırf bu sebepten direkt silmem. Benim için küçük bir eksidir sadece, karakteri çok sevmem durumunda hiç görmem de. Ama bununla ilgili şu var ki ya sigara içen arkadaşlar, neden izmaritlerinizi yere fırlatıyorsunuz? Ya iki dakika elinizde tutun, cebinize atın, çöp gördüğünüzde ona atarsınız. Memleketin her köşesinde iki çöp konteyneri var zaten. Her adımımda karşıma en az bir tane, üzerine basıla basıla kağıt gibi olmuş sigara izmariti çıkıyor. Kitabı da güzel güzel okuyordum ki Aral sigarasının izmaritini yere attı ve ayakkabısıyla ezdi. Ben de dedim ki “NAAAPIYORSUN SEN???”
Evet, dediğim gibi ben buna takıntılıyım.
İkincisine gelirsek... Aral da Lina da birbirlerine başta pek güvenmiyorlar ki ÇOK NORMAL BU. İkisi de tehdit ediliyorlar, babaları garip ve tehlikeli adamlar, peşlerinde bir organizasyon var da ne olduğu belli değil ve Lina bu olayların direkt merkezindeki kişi. Aral biraz daha dışarıda kalıyor ama o da yine ilgili. Birbirlerini de tanımıyorlar, birlikte çalışmak zorunda kalıyorlar. Kurgu ilerledikçe aralarındaki güven yavaş yavaş artıyor ama YAVAŞ YAVAŞ.
Mehmet Ali diye bir karakter geliyor bir noktada. Lina’ya epey soğuk davranıyor, asla güvenmiyormuş ona, kaba konuşuyor, belli ki epey sinirli. Aral da Mehmet Ali’ye sinirleniyor. Ya ama adam haklı, ÇOK HAKLI hem de. Aral Lina’yı az çok tanıdı da Mehmet Ali hiç tanımıyor ki. Akrabası (M. Ali ve Aral akrabaymış) büyük bir tehlikenin içinde, kendisi de dolaylı yoldan bu tehlikenin içine giriyor. Hiç bilmedikleri çok karmaşık olaylar dönüyor, Lina da dediğim gibi bu olayların merkezinde. Ya o davranışları o kadar normal ki.
Tamam, Aral Lina’yı sevdiği için doğal olarak savunmaya geçiyor direkt de biraz anlayışlı mı yaklaşmaya çalışsan??? Mehmet Ali’nin yanından ayrıldıklarında kendisi de Lina’ya ona hala tam olarak güvenmediğini söylüyor. O zaman??? Lina kendisi de söylüyor adamın haklı olduğunu, bu hala öfkeyle kasılıyor falan.
Mehmet Ali, ben seni sevdim ama merak etme.
Ve çok az görmemize rağmen Yiğit’e düştüm, evet ve bunun kesinlikle savcı olmasıyla hiçbir ilgisi yok.
Ekin iyi bir karakter olursa, ki olacak bence, ona da düşeceğim ve bunun da kesinlikle sarışın olmasıyla hiçbir ilgisi yok.
Aslında çok fazla karakter var ama kendilerini yorum yapacak kadar tanıdığımı sanmıyorum. Lina’nın babasıyla Aral’ın babasını merak ettiğimi söyleyebilirim, epey güçlü rollere sahip karakterler. Bir de başta Alin’i (Lina’nın kardeşi) sevmiştim. Dört yaşında bir kız, tatlıydı ama sonra o yapışık halleri sinirimi bozmaya başladı. Dört yaşındaki bir çocuğun, özellikle de Alin gibi çok yalnız bir çocuğun, ilgiye aç olması; ağlaması; ablasına çok bağlı olması; sürekli oyun oynamak istemesi çok normal aslında. Hatta üzüldüm de ona. Ama ben sevmiyorum işte, direkt küçük çocukları pek sevmem zaten.
Arada karakterlerin yaşadıkları şeylere üzülsem de genel olarak pek bir şey hissedemedim ve dümdüz okudum.
Lina ve Aral’ın arasındaki ilişki gelişimine slowburn diyebiliriz. Aslında ben çok da severim ama kitabı okurken hep “Ya daha birkaç gün olmadı mı???” diye düşündüm. Aslında sevgili olmadılar, Lina hoşlandığının farkında bile değil ama var bir şeyler. Aslında insanların bir tehlikenin içinde kaldıklarında kendileriyle birlikte olan kişilerden hoşlanmalarının çok olası olduğunu duymuştum ama bana geçmedi yine de o ilişki.
Lina aslında fiziksel ve göz teması kurmayı sevmeyen biri fakat konu Aral olduğunda bundan hiç rahatsız olmuyor. Duygularından pek bahseden biri değil ama Aral’a anlatıyor da anlatıyor. Ben bunu beğenmedim. Aslında bir sebebi var ama o sebep benim için yeterli olmadı. Ya özel biri olmayıversin o karakter. Yabancı sonuçta, başta ondan da rahatsız olsun ama zaman geçtikçe alışsın. Ben bunu çok daha fazla beğenirdim ve böyle olsaydı o ilişki bana geçerdi bence.
Çok sakin ve okuduğum en yavaş giriş kitabı olmasına rağmen olayların gideceği yeri biliyorum ve çok ilgimi çekiyor. Bu yüzden devam edeceğim. Tek sorun asıl olayların üçüncü kitapta yaşanması (hatta üçüncü kitabın sonunda galiba???). Ya ön yargılı olmayayım diyorum ama beş kitaplık bir serinin üçüncü kitabının sonundan bahsediyoruz. Genel olarak seriyi çok uzatılmış bulacağımı düşünüyorum ben.