Gönderi

10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 234. kitabı
Kırılgan Bir Umut Rengi: Çocukluğun Şeker Portakalı Değimi.. Çocukluğun izdüşümü, insanı her zaman unutulmuş bir masalın kapısına götürür; orada, mutluluğun rehberliğinde yeniden doğan hayallerin turuncu bir ışığı vardır. Özlemi duyulan sevginin değeri, eksik bir sıcaklık gibi dokunur içimize; İsa’nın sessiz dostluğuna benzeyen bir inanç hikayenin başlangıcı, yoksulluğun bilincini taşıyan bir çocuğun kalbiyle buluşur. Zamanın henüz zarar vermediği bir bilinç, öğrenmenin ilk sesini duyar; küçük bir bedenin yaşam karşısındaki kırılgan duruşu ise bir kaplumbağanın sabrı kadar ağır, bir çocuğun tebessümü kadar hafiftir. Turuncunun muhteşem samimiliği, kızıl bir günün sıcaklığını taşır; kardeşin getirdiği dostluk ise hayalin doğruluğuna inanmayı öğretir. Belki de Latin Amerika’nın ritmi, o masalsı çocuksu hayalin içine sinmiştir; sanki sıcak rüzgarın taşıdığı bir melodi gibi. Bir çocuk, yaşamın gereksinimlerini tam anlamadan, duygusal bir bağ ile dünyayı seyreder. Sığındığı düşler bazen gerçeğin önüne geçer; bazen bir tutam gerçeklik, düşle karışır ve ikisi birden insanın gözlerinde titreyen bir umut olur. İlk heyecanın ve mutluluğun sonsuzluktan öte bir tanım taşıdığı o yaşlarda, hüzün daha henüz adını bile almamıştır. Ama yaşam, her çocuğun omuzlarına fark ettirmeden bir gölge bırakır; melankolinin bakışı, bazen farkında olmadan içimize işler. Bir yandan yaşamın ağır gerçekliği vardır; diğer yandan büyümek için gerekli, belki de farkında olmadan öğrendiğimiz bir bilgelik. Bir çocuk için zamanın değeri yoktur; bize ait olmayan kısa anları bile bir define sandığı gibi saklarız. Masum bir beden günahın ne olduğunu bilmeden büyür; işlemediği suçların ağırlığını bile omuzlarında hisseder, çünkü bazen hayat, en temiz kalpleri sınar önce. Travmatik geçmişler, açıklanamayan kelimeler ve anlatılamayan gözyaşlarıyla gölgelenir. Yine de bir gölge, çocukluğun değiminde, bir portakal ağacının altında sonsuzluğu görür böylelikle. .. Sonunda sonsuz olmayan, ama insana sonsuzluğu hissettiren bir hayalin köklerine dokunur. Küçük ve masum eller yaşamı tutmaya çalışır; olan biteni çocukça sorgular. Biraz hayal, biraz çocuksu tutku, biraz da dünyanın gizli yaralarına dokunuş… Ve bir değim tekrar eder; zaman kaplumbağa gibi ağır ilerlerken çocukluğun hayali hep hızlıdır. Turuncunun o muhteşem samimiliği, masalların içine sızmış bir gerçekliğe dönüşür. Ama acının büyüdüğü yerlerde insanın bedeni yorulur; yaşın aritmetiğini bile unutturan bir hayatla karşılaşırız. Bir arkadaşın sıcaklığı, mutsuz bir yaşamın arasından sıyrılıp gelen küçük bir güneş olur. Güvenilecek bir dost belki de eksik bir ailenin yerini doldurur. Gerçeklik kaybolur; yerine anıların saklandığı masalsı bir gölge geçer. Yaşam bir bilmeceye dönüşür; çocukluğun izi, yorgun bir yetişkinin kalbinde saklı kalan son masal olur öylece.. Kırların sesi uzaktan gelir; rüzgarla birleşip uğultulu bir tren sesi olur. Bir hayal bahçesinde, öğle sıcağında durgunlaşan tenimize hafifçe dokunan yalnızlık, büyümemizin habercisidir. Daha öfkeli, daha yabancı bir benliğe dönüşmeden önceki son çocuksu günlerdir bunlar. Bir güz yaprağı gibi alır götürür bizi düşünceler; fakat yaz güneşinin altında filizlenen hayaller yine de içimizde bir sıcaklık bırakır. Yağmur sonrası toprağın kokusu yükselir; çocukluğun masumiyeti ile dünyanın sertliği bir anlığına buluşur. Her şey bir anda gelir: acı, hüzün, yorgunluk ve kırgın umut. Ama yine de içimizde bir masal kıvılcımı kalır; her şeye rağmen yaşayan bir çocuk vardır içerisinde insanın. Bazen solgun bir gölgenin altından sıcak bir tebessüm yükselir; güneşin batışı bile bir sır taşır. İnsan büyüdükçe her şey bir figüre dönüşür. Çocukluk ise; bir çalı, beyaz yeleli bir süvariyi hatırlatır. Güneş bir umut sözlüğü olur; sanat, çocuğun hafızasında yer eden ilk büyü. Bir tren istasyonunda bekleyiş, buğulu bir serüvene dönüşür; akran zorbalığının bıraktığı izler bile zamanla anlamını bulur. Kim gerçekten iyidir, kim değildir, bunu ancak bir çocuk kalbi ile anlayabiliriz. Tanrı bile sanki bir şiirin son dizesinde belirir; çocuğun kalbinde bir sığınak gibi durur. Dostluğun, kardeşliğin, korkunun ve cesaretin iç içe geçtiği anlar zamanın derinlerine karışır. Ve sonunda bir dostun vedası, içimizdeki en büyük boşluğu bırakır. Keşke demenin nafileliği, ama yine de keşke demeyi bırakamayışımız. O dostla gidilemeyen yollar, bilinmeyen şehirler, yarım kalan masallar sunar bizlere. Çocukluğun travmalarında doğruyu bilmeden cezalandırıldığımız günler ise bir gölge bir sığınaktır. Vede bir mürekkep lekesi kadar geçici. Bir ağacın gölgesinde dururuz, büyüdükçe, kendi yüzümüzü yeniden görürüz. Ve bir yaşamla birlikte doğar insan; bir hayalin içinden geçerek büyür böylece, bilinmeyen bir serüvenin gizi ile.. Bir gün uzaklardan eski bir araba gelir; İspanyol bir melodinin taşıdığı bir anı gibi. Geçmişin gölgesinden yükselen bir mazi, bir uzay mekiği sahnesi gibi gözlerimizi alır, bir dost hayaleti tadı anımsatır.. Çocukluğun deyimi kısa ama unutulmazdır; birden fazla çocuğun aynı anda güldüğü neşeli bir sahne gibi. Olmayan ebeveynlerin arayışı, mutlu olmak isteyen çocuğun içten tebessümünde belirir. Bir öğretmenin güveni, aşktan öte; yaşama dair bir gerçekliktir. Ve bir portakal ağacı, oksijen gibi zorunlu bir nefes olur... Ve küçük birikimler gider bizden; para, aile, dostluk, sevgi, inanç… Ama bunların yitimi bile insanı bir bilgeye dönüştürmez hemen; hayat önce acıyı öğretir, bilgelik sonradan gelir. Bazı acılar geçer, izi kalır; ruhun en sessiz yerinde saklı bir sızı gibi. Bu izler, bugünkü bizi var eden görünmez çizgilerdir. Bazen o acılar bizi nadir dostlara götürür; bulduğumuzda ise onların değerini bilmeden bir ömür geçer. Zamanla aramayız, sadece alışırız; ama bir tebessüm ederiz yine de, saçlarımızı okşayan bir rüzgar gibi. Şeker portakalı, bir masalın içinden uzanan bir el gibi yanımızdadır. Ve bazen acılar bizi en güzel dostluklara taşır; istemeden, farkında olmadan, kaderin ince işçiliğiyle. Çocukken yaşadığımız acılar karşısında yalnızca ağlar ve güleriz; ama o anların kalbine işleyen masal, büyüdüğümüz her adımda fısıldar bizlere.. Bir pasta diliminde bile mutluluk bulan küçük bir beden, melankoliyi bile güldürebilir. Çocuksu bir coğrafyada gözler dalar, tebessüm ederiz; geçmişin gölgesinde kalan serüvenleri hatırlarız. Ve bir hayalin bahçesinde, beynin ürünü olan o sessiz mucizelerde, ve tekrar bir tebessüm ile değinen bir çocuksu tasfir oluşumuz.. .. (Nedeni bilinmeyen ama içten bir ses değinir öylece.. Bir şiire yelken alırken, çocukluğun yetişen kızıllığı, anımsatan bir hayali..) .. İnsan büyür; ama çocukluk hiçbir zaman tamamen susmaz Sadece saklanır. Bir portakal çiçeğinin kokusunda bir trenin uzak uğultusunda öğle güneşinde titreyen bir gölgeni çocuksu nabzında.. Bazen bir ağacın dalına siner, turuncu bir masalın ilk hecesi.. Bazen solgun bir hatıranın içinden çıkar, küçük bir kalbin büyük sesi.. Ve insan, ne kadar büyürse büyüsün, içinde hep titrer bir kıvılcım: Dünya henüz açıklanamayan bir bilmeceden ibaretken, inanmayı öğrenen o küçük benliğin, epik ve kırılgan nefesi ile.. Çocukluk, ruhun dip akıntısında yankılanan kaybolmuş bir çağın hafif adımıdır. Ne ölür, ne de tamamen görünür; Yalnızca bekler, Turuncuya çalan bir akşam ışığında, yıllar sonra bile içimizi ısıtan o küçük, masum hayalin döndüğü yerde bizlerle buluştur. Maviliğin vede düşsel kızıllığın değimi ile.. Ve bilirim ki, çocukluk ölmez. Yalnızca bizden biraz daha uzaklaşıp, geri dönmemiz için bekler bizleri.. Çünkü her insan, en sonunda, kendine değildir vedası.. Çoukluğuna veda eder, Bilinmez bir yaşamı.. Şeker Portakalı José Mauro de Vasconcelos
1000Kitap
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,1bin okunma
·
166 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.