·147 syf.····Okunma: 30 Kasım 2025 12:07 Romanımız, Dimitrios’un ailesinin bir zamanlar
Ürgüp’ten Larisa göç etmesi ve orada kalması ile başlıyor. Daha sonra Dimitrios Yunanistan’dan Ürgüp’e geliyor, antikacı Aziz ve ailesi ile tanışıyor, Aziz’in babası Mustafa Güzelgöz onu hem gezdiriyor hem hikayesini anlatıyor. Okurken ya ne kadar güzel keşke gerçek olsaymış dedim, sonra bir araştırdım, bu adam zaten söylediklerinin hepsini yapmış. Yazarımız Fakir (Tahir) Baykurt ise bunu romanlaştırmış. Mustafa Güzelgöz 1940'lı yıllarda Ürgüp'te kütüphanecilik yapmış, görevi sırasında yedi katır ve üç atı ile 36 köye mobil bibliyotek (gezgin kütüphane) hizmeti götürmüştür. 1972 yılında emekli olan eşekli kütüphaneci, Türk kütüphaneciliğinde bir sembol olmuş.
Ayrıca kitapta geçen Tahsin Ağa Sultan Abdülmecid döneminde kütüphanecilik yapmakta. Tahsin Ağa, Ürgüp ilçesinin güneyindeki Temenni Tepesi'ne kütüphane görevi görecek bir kümbet yapı yaptırmış ve Abdülmecid ile konuşup izin alarak, saray kütüphanesinde birden fazla nüshası olan el yazması 817 cilt eseri develere yükletip, Ürgüp'e göndermiştir.
Ürgüplü Halk Ozanımız Refik Başaran’da sıkça anılmıştır.
Ürgüp ve Larisa şehirleri kardeş şehir olmuştur.
Bir çok şey şey öğrendim. Baştan sona dolu dolu hem duygulandığım, hem gururlandığım harika bir kitaptı. Fakir Baykurt ölmeden önce Mustafa Bey ile görüşüp, bir çok bilgi toplamış ve kitaba dökmüş, basılmadan da ölmüş. Çok şükür ki kitapta son düzenlemeleri yapıp basmışlar. Böyle bir dönemde halkın okur yazar oranını arttırmak, Andoluda ki cahilliği yenmek, insanların kafasını bilgi ve bilim ile doldurmayı hedef alarak ne güzel bir işe imza atmış. Ayrıca sadece kitap değil, gazete, dergi, tarım, meyvecilik, arıcılık, kooperatif üzerine kitaplar, filmler, radyolar, kadınlara teşvikte ön planda kütüphanede. Harika bir girişim, harika bir hikaye. Nurlar içinde uyu Eşekli Kütüphanecimiz… UNESCO ve Amerika’dan bile takdir görüp haberi yapılmış bir adamın Türkiye’de neden ders kitaplarından işlenmemesini, bir filminin yapılmamasını hayretle düşündüm ve üzüldüm. Sonra Türkiye’de yıl 2025 olmasına rağmen hala aynı sorunlarla baş başa olduğumuzu hatırladım. Okuma oranı o kadar düşük ki, günde saatlerce televizyon izleyen bir kitle yılda sadece 6 saat kitap okuyor. Güzel işlerin önü kapatılıyor, torpil zaten hiç bitmiyor…
Söylenecek şey çokta siz okumayı bırakmayın, bu kitabı da kesinlikle okumanızı tavsiye ederim
Bol okumalı günler…