İngilizce yazılmış en iyi beş romandan biri sayılan Karanlığın Yüreği, gerek konusu gerek üslubu nedeniyle İngiliz Edebiyatının en çok tartışılan, üzerinde konuşulan romanlarındandır.
Joseph Conrad’ın romanı, 1899’da ilk yayımlandığında bir bireyin güvenli alanından koparılarak yabancı ve yabani bir ortama kıstırıldığında düştüğü karanlığın ve hissettiği psikolojik yalnızlığın en sert ortaya konduğu eser olarak nitelendi.
“Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun” topraklarında başlayan kitap, üzerinde kan, zulüm, gözyaşı ve sömürünün bitmediği topraklarda, Afrika’nın en büyük ülkelerinden Kongo’da devam ediyor.
Belçika Kralı’nın sömürgesi olan Kongo’da beyaz adamın idaresinde vahşice yağmalanan yerel halkların maruz kaldığı koşulları en ağır şekilde sergileyen bu kitap, Avrupa’da modern, kültürlü ve yasal yaşam süren insanların Afrika’da nasıl canavara dönüştüğünü, her türlü kötülüğü kendine nasıl hak gördüğünü cesurca dile getiriyor.
Conrad’ın yaşadığı gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu eser, konuyu ele alışı ve okurun yüreğinde yarattığı etkiyle bir modernizm klasiğidir. Üslubun çarpıcılığı, olayların karanlık atmosferde yarattığı buğulu serüven ve romanın kahramanı Kurtz’un ölürken “Dehşet… dehşet!” diye haykırışı, sömürülen bu toprakların karanlığını, acısını kör yüreklere ulaştırmıştır. Karanlığın YüreğiJoseph Conrad