·559 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Kasım 2025 12:24 Victor hugo bu kitabıyla sadece aşkı değil o dönemde insanların düşünce özgürlüğünü ifade edebildikleri tek şey olan mimarinin önemini,matbaanın icadıyla mimarinin yok oluşunu, toplumun adalet anlayışını ya da anlayışsızlığını ve inanç adı altında din adamlarının ahlaksızlığının meşruluğunu anlatmaktadır.
Bir insanın inançlı olması ahlaklı olduğu anlamına mı gelir?
Asla..
Bu düşünce bizim toplumumuzda da kanayan bir yaradır bence.
Notre Dame de Paris Hakkında:
19. yüzyıl başlarında Paris şehir planlamacıları katedralin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemişlerdir.
Victor Hugo, halkın ilgisini çekmek için Notre-Dame'ın Kamburu adlı romanını 6 ay gibi kısa bir sürede yazarak, katedrale ve kaderine yeniden ilgi duyulmasını sağlamıştı. Sen nehrinin kıyısında bulunan Notre Dame de Paris kilisesi günümüzde de görkemli ve heybetli bir görünüme sahiptir. Güçlü ve ağırbaşlı görünümü ile insanı dehşete düşüren gotik mimarinin kullanıldığı bir baş yapıttır. Bu ulu Yapı’nın her cephesi, her taşı sadece ülke tarihinin değil sanat tarihinin de önemli bir sayfasını oluşturan geçiş dönemi yapıttır.
Kitabın karakterlerinden bahsedecek olursam Claud Frollo,Quasimodo,Esmeralda, Phoebus, Pierre Gringore …
Katedralin papazı olan Claude frollo Çok çirkin bir bebek olduğundan "eksik-tamamlanmamış adam" anlamına gelen Quasimodo ismini verir. Quasimodo katedralde zangoçluk(Çan çalan kimse ) görevini yapar. Quasimodo çanlarına adeta aşıktır.Maalesef bir süre sonra çanların sesi nedeniyle sağır olur. Quasimodo’nun bu dünyada ilişki içinde olduğu iki şey vardı: Notre Dame ve Claud frollo..
Quasimodo Esmeraldaya aşık, Papaz Claude Frollo da Esmeralda'ya aşıktır hemde saplantılı bir şekilde..
Esmeraldanın kalbi ise ikisine de ait değildir.
Esmeralda genç ve güzel bir kızdır.
Hayatımda okuduğum en en güzel klasiklerden oldu.Kitabı çok beğenmemin nedenleri arasında kitabın o dönemin tarih ve mimarisine ayna tutuşu oldu.Sadece aşk romanı olsaydı benim için bu kadar etkileyici olmazdı sanırım.
Victor hugo’nun kalemine bayıldım. Bir şaheser yazmış.
Ben kitabın içinden de bazı yazı ve alıntıları fazlaca aktardım. Umarım okur ve beğenirsiniz:)
ANAΓKH
Bu kitabın yazarı Notre Dame’ı ziyaret ettiği sırada kulelerden birinin karanlık bir köşesinde duvara elle kazınmış şu yazıyı fark etti: ANAΓKH(Kader)
Bu kitap bu sözcük adına kaleme alındı.
Victor Hugo güzünden Paris ve Notre Dame de Paris:
Paris o zamanlar sadece güzel bir şehir değil, bütünlük arz eden, orta Çağ’ın mimari ve tarihsel ürünü olan, taşın tarihini yansıttığı bir yerdi. Roma ve gotik olmak üzere sadece iki katmandan oluşan bir kentti.
Günümüz Paris’inin genel bir ifadesi yoktur ve yüzyılların en güzelleri ortadan kaybolmuş örneklerinin bir araya gelmesinden ibarettir.
Victor Hugo kendi döneminde o zamanlardaki Paris için şöyle demiştir ‘Paris’te yapılan Yeni modern anıtlar Mimarinin tarihsel büyüsünün silinip gitmesini sağlayacak. Babalarımızın taştan bir Paris’i vardı, çocuklarımızın alçıdan bir Paris’i olacak.’
“Bakmasını bilenler, bir yüzyılın ruhunu ve bir kralın yüz ifadesini bir kapının toprağında bile fark edebilirler.”
Victor Hugo papalık Birliği’nin düşünce sisteminin karanlığından, Her yanda otoritenin, bütünlüğünün, içine nüfuz edilemez ve mutlak olanın, her yanda insan değil din adamı, halk değil kast vardır diyerek eleştirir.
“Otorite sarsılır, birlik çatlamaya başlar. Halk kaçınılmaz olarak kendini ortaya koyma ve olgunlaşma sürecini yaşarken, feodalite teokrasiyle aslan payını paylaşmak ister, kendisine aslan dendiği için.”
Bir zamanların dogmatik katedrali artık burjuvazinin, komünün, özgürlüğün istilasına uğrar, papazın iktidarından kurtulup sanatçının yönetimine geçer. Sanatçı onu keyfince restore eder. Elveda Gizem, MİT, yasa. İşte fantezi ve kapris. Mimari kitabı artık ruhban sınıfının, dinin, romanın değil, hayal gücünün şiirin halkındır.
“O dönemde taşa yazılan düşünce için günümüzdeki basın özgürlüğüne benzer bir ayrıcalık vardır. Bu mimarinin özgürlüğüdür.” o zamanlar düşünce sadece bu tarzda özgürdü bu yüzden sadece yapı olarak adlandırılan bu kitapların üzerine yazılabiliyordu. yani o dönemde mimari sadece bir yapı değil bir düşünce sistemiydi.
Toplumun tüm maddi ve entelektüel güçleri aynı noktada, mimaride birleşiyordu. Böylece sanat, tanrı adına kiliseler inşa etme bahanesiyle olağanüstü boyutlarda gelişiyordu. Bu yüzden şair doğan mimar oluyordu.
Dini olsun, felsefi olsun her düşünce varlığını sürdürmek, harekete geçirdiği kuşağın ötesinde gelecek kuşakları da etkilemek, iz bırakmak ister. Bir yapı çok sağlam, kalıcı ve dayanıklı bir kitaptır. Yazılı sözü yok etmek için bir meşale ve bir barbar yeterlidir. İnşaa edilmiş sözü ortadan kaldırmak için toplumsal bir devrim, bir dünya devrimi gerekir. Fakat 15. yüzyılda her şey değişir. İnsan düşüncesi varlığını sürdürmek için mimariden sadece daha kalıcı ve dayanıklı değil, aynı zamanda daha sade ve kolay bir yöntem keşfeder. Mimari tahtından inmiş, harfler yerini almıştır.
“ KİTAP YAPIYI ÖLDÜRECEK!”
Bu yüzden, matbaa’nın keşfinden beri mimarinin yavaş yavaş kuruduğunu, köreldiğini, içinin boşaldığını görebilirsiniz. Suyun alçaldığı ,özsuyun çekip gittiği, dönemlerin ve halkların düşüncesinin ondan uzaklaştığı kolayca hissedilebiliyor .
“BU BATAN GÜNEŞİYSE SEHER SANIRIZ.”
Orta çağın güneşi tamamıyla batıp, gotik deha sanatın ufkunda sonsuza dek gözden kaybolduğunda, mimari giderek donuklaşıp, renklerini kaybeder ve silinip gitmeye başlar. Basılı kitap, yapının bu kemirici solucanı onun kanını emer, yiyip bitirir. Gözle görülür ölçüde düşkün sefilleşir, zayıf düşer. İtibarını kaybeder, yoksullaşır, hiçleşir..
ELVEDA MIMARININ ÖZSUYU, TÜM ÖZGÜNLÜĞÜ, TÜM YAŞAMI, TÜM ZEKASI, ATÖLYELERIN ACINASI DILENCISI BIR KOPYADAN DIĞERINE SÜRÜNÜR.
“ insanlığın büyük şiiri, büyük yapısı, büyük eseri artık inşa edilmeyecek, matbaada basılacak.”
Alıntılar:
O güne kadar sadece kitapları sevmiş biri için bir insana bağlanmak ilginç ve hoş bir şeydi.
Zamanın gözü kördür, insan ahmaktır.
Bu çağ acımasızdır.
Ruhu hep bedenin mahvettiğini bilirsiniz.
‘Homo homoni monstrum.
İnsan insanın canavarıdır.’
Demek insanın kendini zayıf hissetmesi ve çılgına dönmesi için sefil bir düşünce yeterli olabiliyor.
İnsan yüreği umutsuzluğa ancak belli ölçüde katlanabilir.
Ne yazık! İnsan davranışları iki yönlüdür. Sende göklere çıkartılan bir şey için beni yerden yere vururlar.