• Cahillikle yan yana yaşayan beşerin köle olmaktan başka kaderi yoktur. Buna da kader denmez lakin...
  • İnsan, günahları kaderinde yazılı olduğu için işlemez. Zaten ne yazıldığından da habersizdir. Hiç kimse "kader defterini" okumuş da değildir. Bundan dolayı, hür iradesiyle haramı seçip işleyen bir insan, suçu kadere yükleyemez.
    Ömer Sevinçgül
    Sayfa 42 - Zafer Yayınları
  • "yalnızlık şu karşıki tepesinde dünyanın
    orada başa bela, orada insanın kemiriyor canını
    bense buralıyım, adım mustafa
    burada, yalnız değilim diye seviniyorum
    boyası dökülmüş rutubetli odaların birinden geliyorum
    tabanlarım üstünden geçtikleri nehirlerle yıkandı
    yağmurlara kirimi işaret edip durdum
    su değmemiş tarafım yoktur şükür allah'a
    çocuklarla konuştum, küfürsüzdüler
    büyüklerle konuşmaya çalışmaya inandım
    huzuru bir mağaranın üç beş adım dışında
    bembeyaz ortancalar açıyor iken buldum
    şu karşıki tepeyi harici kıldım
    ağaçlar mustafa dediler bana
    çimenlerle konuştum, taşlarla sustum
    burada, yalnız değilim diye seviniyorum
    buralıyım, ismimi mustafa koydu bura

    o varmazdan önce buranın toprağına
    -ismim neydi orada, şimdi unuttum-
    dünyanın bütün derdi bir bana sanıyordum
    şimdi buradan bakınca şu karşıki tepede
    müsavi hüzünlere gark olan gözleriyle
    aynı ayrılığın pençesinde ağlıyor
    allah’ın üşüyen bütün mustafaları

    bayatlan yırtık ceketlerin sardığı
    düğmelerin iliklere yetişmediği uzlet...
    mustafa'nın kamburuna sebep olan uzviyet
    mustafa’nın mustafa olmadan önce
    aştığı köpüklü denizlerin kuvveti
    karşıyı bura yapan imtihanın mukavemeti
    mustafa’ya önceki ismini unutturdu

    önce bir miladı olsun istedim sonrakilerin
    beni bu şimdiden koparıp alsın
    bildiğim kadarı yetmiyordu canıma
    o bildiğim kadarı mustafa olmayan beni
    vardırmazdı mustafa olmanın esrarına
    yalnızdım, yani tutunamazdım
    sabır yoktu, şükür yoktu, hiçbir şey yoktu
    kimseye kolay kolay aldanamazdım
    hangi kızı sevdiysem karasevdaya çarptı
    kekre ismi kalırdı her aşkın sonrasının
    putlaşırdı, somutlardı, buharlaşırdım
    yapayalnız önünde güzellik aynasının

    önce bir miladı olsun istedim sonrakilerin
    gülünç yalan bayağı fersiz nefsi yanımı
    sahi yalın kıymetli bir yanımla değiştim
    garipsedim, şaşırdım, nihayet hayret ettim
    hasta oldum, üşüdüm, hiç örtmedim üstümü
    yarama sahip çıktım, ona gözüm gibi baktım
    mustafa'nın gözüne bakması gibi baktım
    ve birden yakın gözüktü tepeden aşağısı

    ölü yaprakların örtmesi mustafa'yı
    gözyaşının gözünü gizlemesi boşuna
    hem ağlamanın içe doğru olduğundan haberdar
    hem dışa doğru ancak taşabilir o
    geyiklerin etleriyle gezindiği dağları
    geyikleri, etleri, gezinmeyi unuttu
    bir vakitler avcı olduğunu unuttu, durmuyor, salmıyor mustafa.
    uzayı biç ıskalamayan bir sarkaç gibi her yanında allah’a çarpıyor
    gördükleri, şahitliğinden sorulacak şeyleri, müteyakkız bir nöbetçinin
    günlüğüne kaydediyor, o günlük, mustafa’nın kendisini tuttuğu ve
    nehirlerin denizlerin okyanusların müşterek bir biçimde avuttuğu
    kıtalarda yaşanmış ihtişamlı bir tarihe matuftur, aradığı teselliyi
    gemilerde ve bir açılıp bir kapanan iştahında bulamadı mustafa.
    kendisinden devraldığı bu günlüğü seçti yaşamak için, günleri say­-
    falara, saatleri satırlara, dakikaları kelimelere, saniyeleri hecelere,
    saliseleri harflere bölüp duruyor, sesini arıyor bütün bu sözcüklerin
    içinden ve susacağı anı kolluyor mustafa.

    o yankılayan duvar önümden alıntın nırılim ve alındı
    sesimin karşılıksız bir boşluğa zerk olmasından korkuyorum
    adım mustafa, içi boşaltılmış bir dnn değilim
    salt kabuktan ve kokudan ibaret değilim
    tepeden indim, beni şu karpiti gören vana söylesin
    beni su içerken bağışlasın nefesim
    beni bir tepede gören varsa söylesin
    bu zift renginden inmeyi istiyorum, buralıyım, gitmem gereken yer
    neresiyse oralıyım, yanık yerlerden gelip, yanık kokulan içinden
    geçerek, -burnumun dikine- bir yangın yerine doğnı koşturuyorum.
    isli dehlizlerden ve rengi mı açarak beni koyulaştıran asfalt köprü-
    lerin suya değen ayaklarından tiksiniyorum, ve çirkin görünen her
    yerde mustafa'ya ait olmayan bir çirkinlik... tiksinmeyi bilen her
    yanımdan tiksiniyorum, bu beni mustafa olmaktan alıkoyuyor. bende
    mustafa’nın itiraz ettiği koyu bir bulut var.

    dünyanın mustafa olmaya açılan penceresinde
    yani ruhun yükselen tarassut kulesinde
    şu saatte gece olan her yerinde insanın
    gaybı bıçak ucuyla önümüzden
    almanın aynı dişlileri haykırıyor hilkate
    bir sonraki sabahın ilk ışığında
    aydınlık tashih edecek karanlığı
    ve bütün insanlığı mustafa’ya bağlayan
    kader açığa çıkacak sonra

    kader bastığımız zeminden yükselip
    gökyüzünü okşayıp kubbeleşirken
    tepeden inişin pandantifleri
    dolduracak geçişin noksan yerini
    ama bir sonraki ismine koşacak mı mustafa?
    tepe diye bilecek mi tepeden indiğini?

    burada, yalnız değilim diye sevinmiyorum
    adım mustafa, kavuşamıyorum
    iki kiraz bir dalda nasıl yalnızsa
    ben de o şekil yalnızım artık
    uzayın bir ucundan öbür ucuna
    yaşamış, yaşayacak ve yaşıyor olan
    her şeyin bu yalnızlığa bir katkısı var

    bütün her şey kadar yalnızım artık
    bütün her şey kadar yalnız değili"
    Alper Gencer
    Sayfa 201 - dergah yayınları/1. baskı ekim 2017
  • "Yalnızlık kader değil, imtihandır.
    Dünyada başlar, kabirde devam eder, ahirette son bulur."
  • İnan bana Yusuf, kader bu dünyada kabullenilmesi en güç şeylerden biri, benim yaşıma geldiğinde sen de bunu anlayacaksın.
  • Kader, insanın kendi hayatına hiçbir zaman gerçekten sahip olamayacağının açık tehdididir.
    Mine Söğüt
    Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları
  • ...kötü kader daha kötüsüyle karşılaştırıldığında katlanılır hale gelir,..