Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 09 Aralık 2024 07:50 Sırça Fanus’u okurken bir roman bitirmedim, sanki içimde yıllardır sessiz kalan bir defteri açtım. Esther’in yaşadıkları bana yabancı gelmedi; aksine kendi içimde dolaşırken hissettiğim o tanıdık boşluğu anlattı. Hayat akıyor, herkes bir yere yetişiyor ama ben camın ardından bakıyormuşum gibi hissediyorum bazen. Varım ama içinde değilim.
İncir ağacı metaforu beni en derinden vuran yer oldu. Her incir başka bir ben, başka bir hayat ihtimali… Ama seçemediğim için hepsi zamanla çürüyor. Orada kendimi gördüm. Korktuğum için adım atmadığım her an, aslında hayallerimi kendi ellerimle kaybettiğimi fark ettim. Seçememek, masum bir kararsızlık değilmiş; yavaş bir vazgeçişmiş.
Kitapta kadın olmak da sessiz bir baskı gibi. Güzel ol ama çok dikkat çekme, başarılı ol ama öne çıkma, güçlü ol ama yumuşak kal… Bu çelişkiler kadın ruhunu daraltıyor. Esther’in yaşadığı çöküş bana, aslında bir çoğumuzun susturarak taşıdığı o görünmez yorgunluğu hatırlattı.
Sırça fanus benim için ruhsal tıkanmışlığın simgesi oldu. İnsan herkesle konuşabiliyor ama kendine ulaşamıyor. Yavaş yavaş solan, fark edilmeden yorulan bir iç sesle yaşamayı öğreniyor.