9/10
·524 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2025 18:17
Kitabı okurken nice duygudan geçtim. İstanbul’da yaşayan bir kadın olarak caddelerin, sokakların, ruhumu kimi zaman ele geçiren bu büyülü ve azgın şehrin nice cazibesine acısıyla birlikte tanıklık ettim ömrüm boyunca. Belki de ondan çok etkiledi bu roman beni, Orhan Pamuk’un o mükemmel anlatımının da bunda etkisi çok tabii. Hafta sonu da müzeyi gezme şansım oldu, yağmurlu bir İstanbul gününde Boğazkesen caddesinde yokuş yukarı yürürken Kemal Basmacı’nın nice duygulardan geçerek bu yollardan yürüdüğünü hissettim. Füsun Keskin’in ne büyük hâyal kırıklıklarıyla baş etmek zorunda kaldığını da... Nitekim Kemal Basmacı’yı, yaşadığı derin aşk acısını ve belki de bir günah çıkartma olarak özenle kurduğu bu müzeyi de… Bir akşam Füsun o tuzluğu elinde çok tuttu diye özenle saklaması gibi ince detayları tabii ki her okucuyu gibi beni de etkiledi bu romanın. Yaşadıkları o evin bir müze olması ve bizim şimdilerde ziyaret ederek o ruhu tüm detaylarıyla yaşıyor olmamız da içimdeki derin bir yerlere dokundu. İnsan ve duygular… Belki de hayattaki en önemli şeylerden biri gerçek sevgiyi bulduğumuzda ona dört elle sahip çıkmayı her şeye rağmen başarabilmektir. Bunca şeyden sonra asıl söylemek istediğim noktaya geliyorum tam da şimdi, Kemal Basmacı’nın yaşadığı aşkı elbette anlıyorum ama o Semiramis Otel’inde Füsun’un o meşhur küpelerini takarak Kemal’in yanına gittiği gece Kemal o küpeleri fark etmiş olsaydı bu aşkın bir şansı olur muydu diye düşünmeden edemedim, esas vurucu nokta ise Füsun’u yıllarca evli kaldığı eşi Feridun ve Kemal sadece yanında olsunlar diye istediler, sahip olma arzusu içinde… Onca kargaşanın arasında Füsun’un gerçekten ne istediğini gerçekten anlamış olsalardı ve onu bencilce bir sahip olma dürtüsüyle ele geçirmeden yalnızca var olması için buradayız demeyi başarabilselerdi belki bu hikayenin sonu çok daha başka olurdu diye düşündüm, kitabın son sayfalarında Füsun ben görünür olmak istiyordum dediğinde sen ellerinde perişan olurdun gibi bir noktaya vardırarak bu şansı başka isimlere vermeleri (Papatya), onu esasen koruduklarını iddia ettikleri her an belki de arabayı ağaca çarpması sonucu hayatına son vermesinin yollarını yapıyorlardı. Çukurcuma’da yürürken ve müzenin kapısının içinden girerken ne hayallerin o evin kapı aralığında kaldığını tüm benliğimle hissettim. Bu güzel yolculuk için yazara ve yaşadığı duyguları iyisiyle kötüsüyle sahiplenen herkese teşekkür ederim.
İnsan ve Duygular
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,4bin okunma
·
62 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.