“ Yaşam bir hastalıktır ve ölüm doğumla başlar. Her nefes alış ve kalbin her çarpışı aslında biraz ölüm, sona yaklaştıran küçük bir sarsıntı demektir.”
“ 1920’lerin sonunda Berlin: I. Dünya Savaşı çoktan bitmiştir, gece kulüpleri yaşama sevinciyle dolup taşmakta, sokaklarda fakirlik ve siyasi huzursuzluk hüküm sürmektedir. Ekonomik krizin insanları bunalttığı bu dönemde üç eski asker, savaşın yaralarını sarmaya, yeni hayata tutunmaya çalışmaktadır. Üç Arkadaş, bir otomobil tamirhanesini ustalıkla ve kurnazlıkla işleten Robert, Gottfried ve Otto’yu, Robert’in genç Pat’a duyduğu trajik aşkı, korkuları ve endişeleri, cesareti ve dostluğu, savaştan ve barıştan daha üstün olan umudu incelikle ve samimi bir dille anlatıyor.”
Savaş can kayıpları ile insanları çıkmaza sürüklerken diğer taraftan hayatta kalanlar için yaşama tutunma süreci ile baş başa bırakır. Savaşın yaralarını sarmak, hayatlarını bir şekilde idame ettirmek için var güçleri ile çabalamak ne kadar zor olsa gerek. Kitabımız, savaş sonrası üç arkadaşın araba tamirhanesi işleterek bir şekilde geçmişi unutmak ve geleceği şekillendirmek adına verdikleri mücadeleyi konu alıyor. Fakirliğin kol gezdiği bir yaşamın içinde birbirlerine sıkıca tutunarak nasıl ayakta durulduğuna dair sıcacık, samimi ve fedakâr oluşları dostluğun önemini bir kez daha görmemizi sağlıyor. Aynı zamanda aşkın gücü ile kendini daha iyi hissetmeye başlayan Robert’in içsel yolculuğuna tanık olmak epey etkileyici idi. Geçmişte yaşanılan tüm zorlukları paylaşan üç arkadaşın yeni başlayan hayatlarında bu denli bağlanmaları her şeyi kaybetmiş olmaları ile orantılı olsa gerek. Yeni yaşamlarında karşılaştıkları zorlukları, canları pahasına verdikleri mücadele ile değerlendirirsem herkes için böyle dostlar olmasını temenni ederim.
“ Çiçekler her şeyin üstünü kapatır. Mezarların bile.”