“ Ta kocasının zamanından beri bitmek bilmeyen, ne zaman biteceği de belli olmayan çamaşırlar! Bu çamaşırlar bitmemeliydi. Bu çamaşırlar biterse, rızıkları da bitebilirdi. İçini hasretle çekerek leğenin başından bir an doğruldu. Hava da gittikçe ısınıyor muydu, daha şimdiden ter içindeydi yüzü, gövdesi. Üstelik ılık ılık da sızıyordu.”
“ Yavrusu, yavruları kanadının altında, onun yanı başında olmalıydılar. Gözü çıksın dı şu geçim derdinin. Ne ömrü kalmıştı şurada? Zaten sızılı, kalbi sancılı kadındı. Birinde coşmuş, sesli sesli, “ Geçim!” demişti, ah geçim, zaruret, yokluk. Gözün çıksın!”
“ Adana’da yaşayan Nuran ve İhsan küçük yaşta babalarını kaybetmişlerdir. Anneleri Ayşe Hanım, çocuklar büyüyene kadar ailenin yönetimini elinde tutar. Artık genç bir adam olan İhsan, babasının yerine geçince ailenin geçimini sağlama sorumluluğunu üstlenir. Fabrikada işçi olarak çalışan İhsan’a hiç istemediği kamyonla mal taşıma görevi verilir. İhsan, kamyonuyla uzun bir yolculuğa çıkarken geride kalmasın diye ablasını birine emanet etmek ister. Çapkın, güvenilmez bir adam olmasına rağmen, Reşat’a İhsan’ın en yakın arkadaşı olduğu için Nuran’a göz kulak olma görevi verilir. Bu görev Ayşe Hanım tarafından da onaylanmıştır. Nuran, annesi ve ağabeyi İhsan’ın kendisine sunduğu yaşam koşullarından memnun değildir. Nuran, uzun süre varlıklı bir hayat yaşayabileceği İstanbul’un hayalini kurar. İhsan’ın yokluğunda Nuran’ın İstanbul için kurduğu ışıltılı hayalleri kullanan Reşat, Nuran’ı ikna eder ve onu İstanbul’a götürür. Bir genç kızın bir erkeğe ’emanet’ olmasının tüm kötü sonuçları vardır. Geri dönüşü olmayan hatalar, derin pişmanlıklar.”
İnsanı hayali kahramanlara çevirmeden, zayıflıkları, güçsüzlükleri ile benimseyen ve olduğu gibi seven yazarların başında gelen Orhan Kemal,