Canan Çelik

Canan Çelik
@cann_kitapsever
459 okur puanı
Mayıs 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi
“ İnsan dünyaya hangi bakış açısından bakarsa dünyayı o bakış açısının gerektirdiği bir şekilde görür.” “ Ahmet Efendi ile Hulusi Efendi, Fransız Tiyatrosu’nda sahnelenen bir oyunu izlemek üzere gittikleri Beyoğlu’nda fazlaca içip sarhoş olur, geç saatte yağmur bastırınca geceyi geçirmek için bir geneleve giderler. Ahmet Efendi’nin karşısına çıkarılan kız “henüz 17 yaşındaki” Kalyopi’dir. O geceyi izleyen günler, hem Kalyopi’nin hem de Ahmet Efendi’nin hayatını tümüyle değiştirecektir.” “ Tanzimat Dönemi eserlerinde “ahlaksız kadın” tiplemesine çoklukla rastlanır. Ancak bunlar, genellikle erkek başkişisini yolundan eden, hayatını karartan, uzak durulması gereken kadınlardır. Ahmet Mithat, bu yönüyle dönemin diğer yazarlarından ayrılır. O Kalyopi’ye kulak verir ve bu acılı hikayeyi okuruyla paylaşarak, “ahlaksız” görülenin de içine, arkasına bakılmasını ister.” Zengin, miras kalması sonrası hayatını gelişine yaşayan Hulusi Efendi ile, eğitimli Ahmet Efendi’nin bir gece eve gidememeleri yüzünden sığındıkları (!) randevu evinde Ahmet Efendi’nin henüz 17 yaşında olan Kalyopi ile tanışması ile başlar kitabımız. Kalyopi ailesi tarafından bu şekilde çalışmaya zorlanmıştır. Ahmet Efendi kendini bulunduğu ortamda rahatsız hissederken aynı zamanda Kalyopi’nin hayatına dokunur. Zamanla gelmeye devam eder ve hayatın acımasız yüzü ile tanışır. Kalyopi’nin saplandığı bataklıktan kurtulması adına elinden geleni yapar. Etrafa kulaklarını tıkar ve amacını gerçekleştirir. Dokunaklı bir hikâye. Okurken içimizi sızlatan yer yer gülümseten konusu ile dönemin yarasını biz okurlara sade bir dille anlatan Ahmet Mithat Efendi, görüneni değil arka planda neden/ niçin sorularının cevaplarının göz ardı edilmemesine dikkat çeker.
1000Kitap
Henüz 17 YaşındaAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,410 okunma
Reklam
Puan vermedi
“ Karasevda demek, siyah bir mühür demektir. Sevdaya düşenlerin kalbinde mutlaka o mühür vardır.” “Vicdanımız kuruyor. Babalarını erken kaybetmiş yetim çocukların masum başlarını koyacakları göğüsler çoktan çöktü, farkında mısınız? Göğüs çöktükçe zulüm tepemizde kalıyor. Kavisli ve dolaşık geçmişimizse, bozuk düzenimizin telleri olmuş. Duyduğunuz sesler bu yüzden içli ve bu kadar derinden geliyor. Şimdi bir türlü sığamayıp, delice bir kavgaya tutuştuğumuz, adına Anadolu denen şu kadim topraklarda, binlerce yıl önce hüküm sürmüş, bir Hitit kralının oğullarına bıraktığı vasiyete bakın isterseniz: ‘Öldüğümde beni, usulünce yıkayın, göğsünüze yaslayın ve toprağa bırakın.’ Bu kadar.” Sıcacık, lezzetli bir okuma yolculuğu oldu benim için. Yazar ile karşılıklı oturup hayat hikâyesini dinliyormuş gibi hissettim. Ercan Kesal’ın “Peri Gazozu” kitabı, yazarın hekimlik yıllarından, çocukluğundan ve taşra yaşantısından kesitler sunarken aynı zamanda hayatın içinden insan hikâyelerini anlattığı deneme ve anı kitabıdır. Ölüm, hastalık, çocukluk, aile bağları ve taşranın kasvetli yapısı, vefalı bir oğul ve “alışmaya” direnen bir hekim gözüyle samimi bir dille aktarıyor. Anadolu’da geçen hekimlik hayatının zorluklarını, taşranın sıcaklığını ama aynı zamanda karanlık, kasvetli yanlarını ele alırken, geçmişin tatlı-acı karışımını, büyüme sürecini ve kirli dünyayla yüzleşmeyi anlatır. “ Bazı şeyler insana geri dönülmez yollar çizer. Bir sarsıntı, bir kırılma olur hayatınızda ve sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.” İnsan büyüyünce şöyle geriye baktığında özlem duyduğu ne kadar çok şey olduğunu anımsar. Satırlara serpilmiş ince detaylar empati duygusunu yaşatırken kimi zaman hüznü kimi zaman tebessümü hissettim.
Edebiyat
Peri GazozuErcan Kesal · İletişim Yayınevi · 20196bin okunma
Puan vermedi
“ Ta kocasının zamanından beri bitmek bilmeyen, ne zaman biteceği de belli olmayan çamaşırlar! Bu çamaşırlar bitmemeliydi. Bu çamaşırlar biterse, rızıkları da bitebilirdi. İçini hasretle çekerek leğenin başından bir an doğruldu. Hava da gittikçe ısınıyor muydu, daha şimdiden ter içindeydi yüzü, gövdesi. Üstelik ılık ılık da sızıyordu.” “ Yavrusu, yavruları kanadının altında, onun yanı başında olmalıydılar. Gözü çıksın dı şu geçim derdinin. Ne ömrü kalmıştı şurada? Zaten sızılı, kalbi sancılı kadındı. Birinde coşmuş, sesli sesli, “ Geçim!” demişti, ah geçim, zaruret, yokluk. Gözün çıksın!” “ Adana’da yaşayan Nuran ve İhsan küçük yaşta babalarını kaybetmişlerdir. Anneleri Ayşe Hanım, çocuklar büyüyene kadar ailenin yönetimini elinde tutar. Artık genç bir adam olan İhsan, babasının yerine geçince ailenin geçimini sağlama sorumluluğunu üstlenir. Fabrikada işçi olarak çalışan İhsan’a hiç istemediği kamyonla mal taşıma görevi verilir. İhsan, kamyonuyla uzun bir yolculuğa çıkarken geride kalmasın diye ablasını birine emanet etmek ister. Çapkın, güvenilmez bir adam olmasına rağmen, Reşat’a İhsan’ın en yakın arkadaşı olduğu için Nuran’a göz kulak olma görevi verilir. Bu görev Ayşe Hanım tarafından da onaylanmıştır. Nuran, annesi ve ağabeyi İhsan’ın kendisine sunduğu yaşam koşullarından memnun değildir. Nuran, uzun süre varlıklı bir hayat yaşayabileceği İstanbul’un hayalini kurar. İhsan’ın yokluğunda Nuran’ın İstanbul için kurduğu ışıltılı hayalleri kullanan Reşat, Nuran’ı ikna eder ve onu İstanbul’a götürür. Bir genç kızın bir erkeğe ’emanet’ olmasının tüm kötü sonuçları vardır. Geri dönüşü olmayan hatalar, derin pişmanlıklar.” İnsanı hayali kahramanlara çevirmeden, zayıflıkları, güçsüzlükleri ile benimseyen ve olduğu gibi seven yazarların başında gelen Orhan Kemal,
Edebiyat
Kötü YolOrhan Kemal · Everest Yayınları · 2017973 okunma
Puan vermedi·150 syf.··
2026 4. kitabı
“ Benim oğlum bana yeter. Birlikte çeker gideriz. Kız kısmı değil mi? Yüreklerine el oğlu girdi mi, bırak. Cemile isimli kızım yok derim biter gider. Oğlum var ya, yeter. Birlikte çift sürer, ekin biçeriz. Kendi ellerimizle çaktığımız iki göz bir huğumuz olur. Gel benim oğlum, benim vefakâr oğlum.” “ Bir aşk öyküsü olan Cemile, yoksul kesimlerin ayakta kalma çabasını, direnişlerini de dile getiriyor. Boşnak kızı işçi Cemile ile dar gelirli Katip Necati arasındaki saf aşkı anlatan Orhan Kemal, arka planda yaşanan yoksulluğa, düşmanlığa, ilkesizliğe karşın dayanışma ve dostluğun gücünü vurguluyor.” “ Cemile: On beş yaşına girmiş, fabrikada çalışan güzel ve zarif bir Boşnak kızıdır. İhtiyar babasının ve ailesinin geçimine yardımcı olmaktadır. Parada pulda gözü olmayan Cemile, kendisini zengin bir adamın istemesine rağmen sevdiği ile birlikte olmak için onu reddeden, karakterli ve dürüst bir kızdır. Onun için mücadele vermiş, babasını ikna etmiş ve sevdiği Katip Necati ile evlenmiştir. Necati: Cemile ile birlikte aynı fabrikada çalışmaktadır. Fabrikada katiplik yapan Necati Cemile’yi çok seven dürüst ve namuslu bir delikanlıdır. Necati romanın ana kahramanı olup Orhan Kemal’i temsil etmektedir.” Dönemin çalışma koşullarını karakterler üzerinden bizlere aktaran yazar, yaşam mücadelesinin zorluklarını etkili bir şekilde anlatır. Kadın olmanın daha zor olduğu bir dönem, çalışsa bir dert çalışmasa bir dert. Kırsal kesimden şehire göç ederken umduklarını bulamayanlar, yaşam kaygısı ile sınıf farkı arasında sıkışmışlık yaşarlar. Bu durum her bireyin ruhsal yapısını etkilerken yine de umudun küçücük kırıntısına tutunmayı başarırlar. Para yerine aşkı seçen varken aşkı uğruna hayatını ve yanındakileri heba edenlerde yok değil. İşsizliğin, parasızlığın insanlara neler
Edebiyat
CemileOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20175,6bin okunma
Puan vermedi·130 syf.··
2026 3. kitabı
“ Kazanınca onbaşılığı, çıkarttırıp tasvirimi, salacam fıkara anama. Vardı bizim köyde bir kızan, kazanmış onbaşılığı, salmıştı tasvirini anasına. Bakar bakar ağlardı fıkara kadın, ama sevincinden! Demek pişirirsem sıhhiyeliği, olabilirim askerde onbaşı?” “ Üryamda görüyorum bazı bazı. Şu Abidinpaşa Caddesi’ndeki doktor konakları yok mu? Onlardan birinde durmuşuz, amma en yükseğinde. Oğlumun levhası da olurmuş. Sana bir şey deyim mi herif, oğlumun levhasını her gün sabunlu bezle kendim, elimle sileceğim.” “ Evde oturup kısmetimi beklemeliymişim. Kısmetim de ne? Ya bir bakkal ya da bir şoför. Sonra? Eve hapsolacam, peşimde zırıl zırıl bir alay çocuk, bütün gün leğen dolusu çişli bez başında.” Yoksulluğu ve yoksunluğu en iyi anlatan yazarlarımızdan biri olan Orhan Kemal, Çamaşırcının Kızı’nda yer alan öykülerinde, yaşadıkları kıstırılmışlık ve imkansızlığa karşın, gerçeğin acımasız soğuğundan, tükenmeyen hayalleriyle umutlarını diri tutma uğraşı vererek korunmaya çalışan insanların içinden sesleniyor. Hayalleri tükenmeyen kişilerin, verdikleri yaşam mücadelesinde nasıl savrulduklarına dair öykülerin yer aldığı içimizi sızlatan bir eser. Dönemin getirilerini bir kez daha çarpıcı konular üzerinden işleyen yazar, erkek ve kadın arasında yaşanılan nahoş durumları apaçık ortaya sermiş. Fabrika köşelerinden kurtulmak isterken umut vaat edilen kızların düştükleri bataklıklar. Yeter ki para gelsin diye eşin yaptığı ahlâksızlıklara yumulan gözler. Tüm imkânlarını oğlu doktor olacak diye tüketen aile. Annesi çamaşırcı diye utanıp artist olma hevesine düşen kızımız. Bir yerde umut diğer yerde umudun acımasız sonuçları. Kısacası, hayatta daha refah bir hayat sürebilme adına kişilerin düşe kalka çabalarını okumak epey etkileyici idi.
Edebiyat
Çamaşırcının Kızı - KüçücükOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20201,182 okunma
Reklam