Ninatta'nın Bileziği ni okurken gerçekten elimden bırakamadım yaa! Daha ilk sayfada o Hitit havası, o gizem, o tarihle iç içe geçen hikâye öyle bir sardı ki, “Eveeet, işte aradığım şey bu!” dedim.
Kitapta bir bilezik var ama o bilezik sadece bir takı değil; koca bir uygarlığın kapısını açan bir anahtar gibi. Her bölümde yeni bir sır geliyor, yeni bir bağlantı çıkıyor ve ben resmen “Üffff şimdi ne olacak acaba?” diye sayfa değiştiriyordum.
Ahmet Ümit ’in anlatımı yine çok akıcı; ne karışık ne yorucu. Sanki biri yanıma oturmuş, “Gel sana bir hikâye anlatayım,” diyor. O kadar net, o kadar çekici.
Olayların içinde dolaşırken bazen tarihle yüzleşiyorsun, bazen insanların hırslarıyla. Bileziğin geçmişi çözülürken bugünün kırıkları da ortaya çıkıyor ve ben sürekli kendi kendime, “Yaaa nasıl böyle bağladın şimdi bunu!” diye tepki verdim.
Kitaptaki her detay yerli yerinde, tempo güzel, merak duygusu hiç düşmüyor. Şu Hitit motifleriyle örülen atmosfer… offf, gerçekten çok iyi.