Bu kitaba kaç puan vereceğim konusunda biraz kafam karışık. İlk olarak zaten ilk kitabı okuduğum için ikinci kitabında nasıl olacağını az çok biliyordum ve bu sefer bir hayal kırıklığım olmadı. Ama yine de ilk kitaptaki gibi edebi yönüyle sıfır. Fakat beni inanılmaz aydınlatan bir yönü de var, birazdan bundan bahsedeceğim. Bu aydınlanma da gözümde kitabı biraz yukarı taşıyor.
Psikiyatristin yanıtları benim için inanılmaz yetersizdi. Sehee aylar boyunca her hafta terapiye gidiyor ve ilk kitabın ilk sayfalarından ikinci kitabın son sayfalarına kadar sürekli olarak aynı problemlerden bahsediyor. Yani depresyon böyle bir şey zaten, insan bir türlü kurtulamaz ama bu yanıtları alınca kurtulacağın varsa da kurtulamazsın. İki kitap boyunca neredeyse hiçbir şey değişmezken son üç dört bölümde Sehee'nin daha iyi hissettiğini söylediğini ve psikiyatristin de evet harika gidiyorsun dediğini okuyoruz. Ama bana hiç de öyle gelmiyor.
Şimdi aydınlanmaya geliyorum. İzlediğim Güney Kore yapımlarının ve okuduğum Güney Koreli yazarların yansıttığı toplum yapısı bende bu kitapla birlikte kesinlik kazandı. Güney Kore meraklısı Sümeyyelere bu kitabı yedirmek istiyorum. K-her şey'in altındaki küf kokusu buram buram kitaptan yayılıyor.
Baek Sehee’nin anlattıkları sadece bir kadının depresyonu değil, Güney Kore toplumunun ruhsal çöküşünün bireysel bir vakaya sızmış hâli. İş baskısı bunun sadece bir parçası. Kitabı açtığında karşına çıkan şeyler: Görünüş zorbalığı, sürekli eleştirilme, sessiz bir toplumsal gözetim hâli, “başkası ne der?” paranoyası ve bunun sonucunda intihar düşüncelerinin neredeyse sıradanlaşmış olması. Sehee’nin kollarını kesmesi, çatıya çıkıp kendini atmayı düşünmesi, içkiyle kendini uyuşturmaya çalışması… bunların hiçbiri bu ülkenin vatandaşları için “abartılı dramatizasyon” değil. Bu, toplumun insanı tamamen silip süpüren normlarının doğal sonucu. Kore’de bireyin sınırı yok; toplum, iş, aile, patron… herkes birbirinin hayatına burnunu sokuyor ve kimse buna karşı çıkamıyor. Zorbalık okulda başlıyor, işte devam ediyor ve yetişkinlikte görünüş üzerinden yeniden üretiliyor.
• Güney Kore, OECD üyesi ülkeler arasında en yüksek intihar oranına sahip ülke.
• 2022 itibarıyla intihar oranı 100 000 kişide yaklaşık 23 olarak raporlanıyor; bu, OECD ortalamasının neredeyse iki katı.
• 2000’lerden itibaren OECD ülkeleri genelinde intihar oranlarında düşüş görülürken, Güney Kore’de bu oran 200 % artış yaşamış.
• Özellikle gençler (10–39 yaş aralığı) ve 20’li yaş grubundakiler arasında intihar, ölüm nedenleri arasında öne çıkıyor. (mods.go.kr/board.es?mid=b1...)
Bu oranlar gösteriyor ki Sehee’nin krizi bireysel değil, kültürel. O çatı sahnesinin arkasında sadece bir kadının bunalımı yok, bir toplumun üzerine çöken görünmez baskı var. İnsanların susması, tepki verememesi, kendi duygusunu söyleyememesi Sehee’ye özgü değil; orada standart.
K-pop masalıyla pazarlanan ülkenin parlak yüzeyinin altında, zorbalık, izlenme kaygısı, depresyon ve intiharın sessizce dolaştığı karanlık bir atmosfer var. Sehee sadece kendi hikâyesini yazmıyor, o atmosferin nefesini sayfalara bilmeyerek de olsa geçiriyor.