Yılın son zamanlarına yaklaşırken okuma hızım konusunda kendimden çok şikayetçiydim. Bu kitap bu anlamda bana çok iyi geldi. Başladığım andan itibaren yazarın samimi anlatımı ve sürükleyici kurgusu kitabı hızla bitirmemi sağladı. Ancak "El Kızı" nın bende bıraktığı asıl derin iz, yazarın dönemin toplumsal, sosyolojik ve kültürel yapısını büyük bir ustalıkla çizdiği portrede gizli. Orhan Kemal, her biri yaşayan, nefes alan karakterler üzerinden, o dönemin çelişkilerini, ikiyüzlülüklerini ve acı gerçeklerini gözler önüne seriyor.
"El Kızı" o dönemin kadınlara ve erkeklere yüklediği katı toplumsal rolleri, bu rollerin arkasındaki ikiyüzlü ahlak anlayışını ve kadının ezilişini, dönemin inanç yapısını etkileyici bir kurgu üzerinden anlatıyor. Benim kitabın sonunda hissettiğim mesaj şu oldu: Geleceğimizi yönlendiren en önemli etmenlerden biri toplumun kendisidir. Her ne kadar sonunda kendi kararlarımızı verdiğimize inansak da, "El Kızı" bize bu seçimlerin üzerinde başkalarının beklentilerinin, yargılarının ve baskılarının ne
denli yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor.
Orhan Kemal'den okuduğum ilk kitap "El Kızı" oldu ve ben onun hikayenin içine çeken anlatımını çok sevdim. Onun edebiyatındaki asıl gücü süslü cümlelerde değil hayatın kendisini yansıtan o sade ve samimi dilinde yatıyor. Bu duru anlatım, okuyucuya toplumsal gerçekçiliği içten bir şekilde hissettiriyor.