Ruhum sesleniyordu iç benliğimden..
Ve onu bir kere duymaya başlayınca her şey değişti hayatımda..
Sonra diğer seslere kapattım kulaklarımı..
Anlamadılar..
Ruhumun dilini ancak ben biliyordum..
Onlar da bilmeliydi kendi dillerini..
Lafızlarla değil, kelamını kalbini..
Izliyordum bir feleğin kuyruğunda otururken alemi.. Fânustaki insanların telaşelerini..
O yüzden mi duyamadılar kendi ruh seslerini.. Ve o yüzden mi anlamadılar beni..
Aralamadılar mı henüz gözlerindeki perdeleri?
Nefes alamayacaklarını düşünürken başka misallerde, Aslında nefesleri daralıyordu fânusun içinde.. Özgürlüğü hiç tadmamıştı çünki sıkışan ruhları bedenleri içinde..
Seyahat etmemişlerdi geceleri evrenin
sonsuzluklarında..
Sonsuzluğun ufkuna dalmamışlardı odalarında sıkışıp kalanlar rüyalarında.
Evet oturdum bir feleğin kuyruğunda bu gece.. Gözledim alemi ve anladım alem benmişim..
Şüheda Kutlu
Mantık Budalası
Her şeyde akıl arayan akılca noksandır.. Âlemde zerre olan acziyeti ile kibriyâya düşen o kişi; Meydanlarda gülünç sebebi olan meddah ile yeksandır.. Inanmak isteyen için vardır enva-i delâlet;
Ancak aslolan kıymet 'ayn' ile görmeden olan imandır.. Bilir misin ki ilâhi intizamdan gâfil Ey kul!
Bunlar aklın üstünde bir akıl ile olan nizamdır..
Geldi ise sana bir nişâne;
Efdal olan kalbin ile görüp, sükût edip susmandır..
Unutma ben bilirim şiârı apaçık mizâc-ı şeytandandır.. Ve genelde hâkikatı bilenler kâl dilinden uzaktır..
Şüheda Kutlu
Gözlem
Üzücü gözlemler..
Şiirsel hayranlıklar..
Kış soğuğu gibi berrak ve sert gerçekler..
Yaz sıcağı gibi buharlı ve renkli hayaller..
Bıçak gibi katı ve keskin akıllar..
Pamuk şeker gibi yumuşak ve yok olan duygular..
İnsan ne yöne şaşar da bocalar?
Bazen bir seyin anlamını bulamıyorsun,
Çünkü ona sen bir anlam yükleyemiyorsun..
O anlam senin sözünü bekleyen bir ruh karmaşasından ibaret..
Onun da açmazı göz göze gelmek istemediğinin aslında tam da göz kapaklarına resmedilmesidir.
Bir sırrı vaktinden önce kucaklamak..
Bu bazen en büyük hakikatlerin en büyük hatalarla yanyana durduğunu fark etmek.
Hata ile hakikat gelir mi?
Hakikat ile hata def edilir mi?
Gözlerine resmedilen kaçtığın bu nakışlar, kirpiklerin kadar
incecik bir sınır..
Sırat-1 mustekim kadar..
Gözkapaklarındaki bu manzarayı onlar kapalı iken görürsün..
Açmaya çalıştıkça da bir kayboluş gölgen gibi..
Onu gözlerinle değil anlarsın ancak dinlersen kalbini..
Şüheda Kutlu
Sözsüz...
Bazen haykırmak, çağlayıp taşmak lügâtten..
Bazen oturmak, susup bir elektrikli sandalyaden..
Sessiz çığlıkları sadece ölüler duyar..
Sözlü yakarışları gerçekten yaşayanlar..
Ikisinden de anlamayan ise yaşadığını sanan mahkumlar..
Zihinleri bir zifiri asfalt ile kaplanmış olanlar..
Kalpleri sanki karabataklar ile çamura bulananlar..
Ozaman işte fark yok bu düçar olmuş zihniyet ve kalpleri
ile..
Ne haykırmak dağların tepesinden beyza karlara..
Ne de susmak bir idam sandalyesinde onurunla..
Anladım ki fehm imiş asıl maharet muhabbette..
Fehm ki sevgiden öte.. sûretten öte.. sîretten öte..
Şüheda Kutlu
Ruhumun göklerden gelen selamını
Nasıl iletebilirim?
Onun benle konuştuğu dili
Nasıl tercüme edebilirim?
Onun gördüklerini fâni gözlere
Nasıl izletebilirim?
Gezdiği yerlerin serinliğini
Nasıl hissettirebilirim?
Gerçek sandıkları illüzyonların yanılgısını
Nasıl ispat edebilirim?
Bana göre gerçek onlara göre hayal olanı
Nasıl anlatabilirim?
Bedensiz ruhumun ahvâlini bedendeki uzuvlar ile nasıl tavzih edebilirim?
Şüheda Kutlu
Bir gün yaşağın şeyleri nasıl atlattığına dair hikayeni başkalarına anlatacaksın..
Ve O hikaye başka birinin hayatta kalma rehberi olacak. Hayattan ders almak için her zaman bir şeylerin acı tecrübesini kendimiz yaşamak zorunda değiliz.
Bir olayı kendi yaşayıp ders alan da olayı kendi yaşamadan başkalarından ders alan da akıllıdır.
Ahmak olan ise kendi yaşadıklarından da başkasından da ders almayandır...
Şüheda Kutlu
"Ben her daim;
Kendine yenilmeye mahkûm, Kendini yenmeye mecbur olanım. İşte bundandır sükûta ihtiyacım.
Lafız çıktığı zaman ağızdan,
Bilirim yol alır bilinmez diyârlardan.
Sabrın ve sebâtın ipine sarılmaya muhtâcım. Affa mashar eyle Ey Húda
Çünkü sadece budur bütün yoğum ve vârım."
-Şüheda Kutlu
Bir adım gittiğim yerde ne vardı ki.. Gitmemle kayboldu..
Her adımımda sonsuz benler koyuyordum boşluğa.. Ve yine ben dolmuyordum..
Gittiğim her yerden elimi tel örgülere sürerek geri dönüyordum..
Dönüyordum ve kalmadığım yerden devam ediyordum.. Burdayım ve burda oluşumu orda olmayışımın yakınması ile geçiştiriyorum..
Bir şeylerden kaçıyor,
Bir şeyleri yakalıyorum.. Bir şeyleri unutup,
Bir şeyleri hatırlıyordum..
Bir şeyleri istemeksizin çok uzakta,
Ve bir şeyleri istemeksizin çok yakınımda buluyordum.. Geleceğim..
Her duvarın başına bir hanımeli dikeceğim.. Her takvim yaprağına bir şiir yazacağım.. Ve her pencerenin altından bir şiir okuyacağım.. Kaçtığım her şeyin benden hızlı olması ne fena.. Adsızsın..
Fakat ruhum tüm ihtisamını ve susuzluğa olan yangınlığını senin adından alır..
Nereye kaçıp gideyim..
Ben senin okyanusunda bir damla iken..
Ancak sende kaybolursam yine sende var olabilirdim..
Senin gücünden nereye kaçayım..
Senin buradalığından nereye gideyim..
İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar
durulmayacağım..
Kendim ile ben arasındaki bu mesafe nedir?
Sevgi Simyadır Süveyda..
Sen artık sen olmazsın..
Ve ben artık ben değilim..
Kapıyı çalsam içerden ben çıkacağım..
Ama içerden çıkacak beni ne kadar görmek istiyorum.. Senden değil kendimden kaçıyorum..
Şüheda Kutlu
Sevgisizliğin Vahşiliği
Hz Peygamberin amcasını öldüren Vahşiyi bilir misin Süveyda?
Hiç sevilmemiş, aşağılanmış, yok sayılmış ve değer görmemiş bir köle idi..
Hamza'yı katletmesi karşılığında verilecek ödül ise kölelikten azad edilmesi idi..
Sevginin ne demek olduğunu hiç bilmemişti ve ancak bu şekilde var olabileceğini düşündü..
Dünyada hür olmak için vicdanının katili olup ahirette köle olmak mı?
Yoksa dünyada köle olup Sümeyye oğlu Ammar gibi gizlice iman edip cennet irmaklarında yüzmek mi? Sence hangisiydi asıl ödül Süveyda?
Ayaklarındaki demirden prangalar mı, Yoksa ruhuna kement atılan duygular mı? Sen hangisinden özgür olmak isterdin? Ve ne zaman ki affetti onu Hz peygamber, Tanıştı kutlu barış dininin selamı ile Vahşi..
Ozaman anladı değer görmek ve kabul edilmek için katil olmak değil tevbe etmek lazımdı..
Sevilmedim diye öfkelenme belki de sevgi beklediğin yer yanlıştır..
Şimdi sitem değil yeni yol istikamet içinde tevbe zamanı Süveyda..
Şüheda Kutlu
Nasibindir seni gezdiren
Aramandır sana nasibini getiren
Çaban yoksa odur ki hayy'dan huu'ya giden
Anladım kader dudağından çıkanlara isabet eden
-Şüheda kutlu
Zaman nedir Süveyda?
Saat kaç?
Günlerden hangi gündür?
Aynı trende farklı vagonlardayız seninle..
Varış istasyonumuz aynı ama benim içimdeki senin zamanın ile senin içindeki benim zamanım aynı değil.. Yine de hiç bir acelem yok bu durumda..
Acele eden hep ziyan ve zararda..
Dalından erken koparılan meyvede hiç olur mu
olgunlaşma?
Guguklu ahşap saatleri bilir misin?
Sen vakit gelip kuş örttüğü zaman fark ettin saatin kaç olduğunu..
Oysa ben akrep ve yelkovan ile danış idim..
Guguk kuşu çıkmadan içerden bilirdim saati..
Senin için tanıştığımız gün takvimdeki rakamdır..
Oysa ben seni yüz yıllardır tanıyordum sen bilmiyordun.. Ve vakti geldiği zaman öğreneceksin ki asıl tanışma ne dün ne bugündür..
O Feleklerin içine sardığı mühürlü bir düğümdür..
Her sir vaktinin esiridir..
Düğüm çözülür sır ortaya çıkar..
Beni senden gayrı ve gafil zanneme kâfidir..
Benim ruhum senin ruhunda kıvrılan narin bir mimdir..
Her daim Senin sırların içimde gizlidir..
Sükut etmek nedir?
Bilen susar bilmeyen konuşurmuş Süveyda..
Sen şimdi vagonunun olması gerektiği vakitte hayat
seyahatine devam et, taki o vagondan inip benim yelkovanımın şahlanan atına binene kadar.. Ozaman anlatacağım sana her şeyi bir bir..
Olmuş ve olacak olanda hayır vardır..
Tevekkül ve sükunet tekamul yolunda ilk şarttır..
Aşk ise bu trenin içinde amaç değil sadece bir araçtır..
Sen bu fâni cemâle aldandin sanırsın..
Ne zaman bir görev için karşılaştığımızı fark edersen asıl hikmeti ozaman anlarsın..
Aşkı amaç edinen ziyana uğrar Süveyda..
Hirs ve sahip olma isteği içinde morfin olan bir zehirdir.. Önce kendini iyi hissettir ama yavaş yavaş artık bedenine
hiçbir şey işlemez olur ve zamanla bu bağımlılık canını daha çok yakar.
Adım adım anlayacaksın bu sırları vakit sana esir olunca.. Şimdi uzaktan izliyorum seni usulca..
Hadi adım at ve yetiş bana...
Hikayeni bir de benden dinle bir lahza..
Ben kendini daima yenmeye mecbur olanım..
Sen değil, sendeki bendir boynuma vuran celladım..
Bana kendime zulmetmemeyi öğret Ey Hicranım..
Seni görememek ıraklıktan değil,
Bilakis sen tam şahdamarımda olanım..
Gözbebeğimin icindeki viranım..
Ve bilirsin Süveyda göz kendine kör olan,
Ancak kendinden başka manzaraları temâşaya dalan..
Şimdi sana olan aşkımı bir sepetin içinde bırakıyorum
Musa gibi Nile..
Usulca yolculuk yapacak ve gidecek gitmesi gerektiği
yere..
Katledilmek istenen bu emanet büyüyecek saraylarda
gönlünce..
Ve ben onu hep öz annesi gibi gözeteceğim gizlice..
Şimdi bir odanın içinde duyulmayan sesim,
Yankılanacak yedi kat semada vakti gelince..
Şüheda Kutlu
Olması gereken oldu
Ve ben şimdiki ben oldum
Sonra da benlik gitti kayboldum
"İnsanın en büyük yanılgısı
Diğer insanları kendi zihni ile değerllendirmesidir"
Hayatta üç türlü insanı ikna etmek zordur: Birincisi her şeyi yaşayıp heycanı kalmayan, Ikincisi hiçbir şeyi yaşayamayıp ümidi kalmayan.. Üçüncüsü nefsini eğitip boş işlere hevesi kalmayan.. Ilkinin ilgisini çekecek pek bir şey kalmamıştır. Ikincisinin artık güzel olacak şeylere inancı kalmamıştır. Sonuncu için ise artık hiçlik makamı vardır... Onun için bir şeyi yaşamak da birdir yaşamamak da.. Bu riza makamıdır..
Lutfun da hoş kahrında makamıdır..
Siz siz olun eğer rıza makamında değilseniz; Yaşamdan heycanınızı da ümidinizi de yitirmeyin.. Ve siz siz olun hayattan heycanı kaymayana da ümidi kalmayana da nefsini terbiye eden kişiye de dünyalık cezbedici şeyler ile ikna yoluna uğraşıp cebrde bulunmayın..
Çünkü işe yaramayacaktır..
Şüheda Kutlu
Ve bilirsin ben bulurum onu
Bazen bir katedral müziğinde
Aşkın bir inanç ve tarihin kokusunda
Dom’da bir kilise de O’nu haykırır
Mabedlerin ilahi tınısı aynıdır Süveyda
Şüheda Kutlu
Sesimi duyan var mı?
Ölüyorum, nefes alamıyorum
Bu acıyı bilen var mı?
Ben altından çıkamıyorum
Yerimi gören var mı?
Cennet yüzlüm, gel bulamıyorum
Elimi tutan var mı?
Hayallerimden tutunamıyorum
Öyle, çok, sevdim ki seni,
Öyle çok ki, anlatamam.
O bir yılın anlamını,
Bin yıl geçse de, unutmam.
🤍✨️
Öyle çok sevdim ki seni,
Öyle çok ki, anlatamam.
Bir tek yıla sığdı her şey,
Bir tek yıla, tüm bir yaşam...
burada kalamazsın
ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
her şey çok yetersiz senin için
her şey çok fazla sana
uykuyu tadayım dersen
kâbusa dalmak pahasına
İsmet Özel
Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmiyecek seni.
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı.
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır.
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz.
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya...
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım...
Anlayacaksın.
((Yalnızlık Paylaşılmaz//Özdemir asaf))
Yanıyorum diri
Gelmiştim görmezden
Eğer bu gece ölmessem
Tut ellerimden, üstümüzde tüm gözler
Seni düşlerken inmiyordum göklerden
Ama sen yokken kayboldum tekrar ben
Kalbimde yara izi, korkma, pişman değilim
Öğrettin, bazı aşklar üzülmeden bitmezmiş
Şiirim sana adanmış bir hediyedir.
Topraktan gelip toprağa dönsem de,
Beni ben yapan ruhum senindir.
William Shakespeare//Soneler & Şiirler
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı,
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı,
Çirkin tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
O kızı nerede nasıl görsem
Aklımı başımdan alır ağzı
Saçları şıra köpüğü desem
Kaşları bıçak izi kırmızı
Yakut pulları mı bu ne görkem
Kanlı gözbebeklerindeki yazı
Beni nasıl büyüledi bilmem
Kirpikleri örümcek kırmızı
Kızıl demirden bir ünlem
Salınması yangın yalazı
Korkmasam öpmeye eğilsem
Dişleri elektrik kırmızı
((Attila ilhan//Böyle bir sevmek))
İçimde bir türkü
tutuklandığım günkü
Kasımda sevilen kızlar
nedense tedirgin ve nazlıdırlar
belki yaprakların yansımasından
bir hayli kırmızdırlar
gümüşlü bir pus dağıtır kirpiklerini
damlalar uzar parmak uçlarından
rüzgarda savrulur söyledikleri
ölüm yalnıızdırlar
((Attila ilhan//Böyle bir sevmek))
O kızlar ki göz kapakları yorgun
nabızları mavi
Dalgın parmaklarıyla bir şarkıyı aranırlar
alaturka bir piyanonun
neveser tuşlarında
kederli bir incelik vardır duruşlarında
o kızlar ki
hiç yaşanmamış bir aşkın anısıyla yaşar
bir rüyadan kaçırılmış
hayallerdir sanki
((Attila ilhan//Böyle bir sevmek))
O gözler ki vahşidir
yangın kızıllıklarıyla korkunç
kanlı bir sevdayı çoğullaştırır
karanlık kirpikleri
göz değildirler
bir namludan fırlamış mermi çekirdekleri
O gözler ki çakmaktaki alev
Zehirli hançerlerdeki uç
yakut bir avize gibi yalnızlığımızda dururlar
nereye gitsek gelir bizi bulurlar
gelir bizi bulurlar bulurlar
((Attila ilhan//Böyle bir sevmek))
Fil çoğalsın ebabilden umut kesilmez
Firavun azsa da Nilden ümit kesilmez
Zalimler ölmüyor diye yese kapılma sabret hele
Azrailden ümit kesilmez
-Abdurrahim Karakoç
Ey güzel aşk derdine nasıl bir tedbir alayım
Ne zamana kadar kederinle geceleri inleyeyim
Divane gönlümün nasihat dinlemesi geride kaldı
Ancak onu senin zülfünün ucuyla zincirleyeyim
Senden ayrı kaldığım sürede neler çektim eyvah
Bir mektupta mümkün değildir onları yazayım
Senin zülfünün ucuyla bütün bu perişanlığımı
Baştanbaşa yazacak takatim nerede benim
Ben canımı görmeyi arzuladğım zamanlarda
Gözümün önüne güzel yüzünün hayalini getiririm
Bilsem sana kavuşmak bu şekilde mümkün olur
Gönlümü dinimi hepsini veririm de kar ederim
Uzaklaş yanımdan ey vaiz boş boş konuşma
Ben artık süslü sözlere kulak verecek biri değilim
Hafız fesattan kurtuluş umudu yoktur
Takdir bu şekildeyse ben ne tedbir alayım
-Hafız
Açın ilim çeşmesin,
Nur hikmetler damlasın.
Gören bakıp geçmesin,
Anlayanlar anlasın.
Ey gönül bir derde düş kim anda dermân gizlidir
Gel karış bir katreye kim anda 'ummân gizlidir
Terk edüp cân u cihânı giy ferâgat cübbesin
Bu ferâgat cübbesinde sırr-ı Sultân gizlidir
Değme bir dervîş hakîre hor görüp hor bakma kim
Gönlünün her köşesinde 'arş-ı Rahmân gizlidir
Muhib ise cân u dil bulur hayât-ı câvidân
Dervîşin her bir sözünde âb-ı hayvân gizlidir
Gör bu Eşrefoğlu Rûmî bahr-i 'aşkda neyledi
Cân u bâşı terk edüp cân-ı cihânda gizlidir
Eşrefoğlu Rûmî
"Yâr o saçlar taranır mı, sarı renge boyanır mı?
Gidip de yâd ele vardın, gönlüm buna dayanır mı?
Keşke seni görmeseydim, gönül verip sevmeseydim,
Lal olsaydı ağzım dilim, keşke seni demeseydim,"
N’eyleyip, n’etmek?
Bir fikrim var; şu sılayı terk etmek.
“Yıkıl git!” diyorsun, kolay mı gitmek?
Sen getirdin beni gel diye diye.
Karacaoğlan
Güvenini yitirdiği zaman kadın..
Kendinden bir parçaya sarılmıştı..
Çünkü koşulsuz sevgi ve sonsuz güven sadece kendinden o parçada vardı..
Notalar yüklenmişti acıyı,
Insanlar üzülmesin diye..
Bir kemençe ağlamıştı puslu bir karadeniz gökyüzünde..
Yağmur sandılar..
Yağmur değil bulutlardan akan hayal kırıklıkları idi..
Her insan bir zaafiyet fıtratı ile dünyaya gelir...
Karşılaştığımız insanlardaki zaafiyetleri fark ettiğimiz zaman ise iki seçenek vardır;
Ya onları o şekilde kabul ederiz
Ya da değiştirmeye çalışırız.
Hayat tecrübesi olan kişi kimseyi hayatında fazladan tutup değiştirmek için çaba sarf etmez.
Çünkü bilirki; insan ancak kendi ister ise değişir.
En başından kabul etmek; emek verip daha sonra karşılığını alamadığı zaman olacak olan üzüntüyü engelleyecektir.
Toy olan ise hayallere dalıp birini düzeltmek
için kendini heba eder ama sadece zaman kaybeder
Tecrübeli insan dağlardaki yalnız kurttur.
Yara almamak için giydiği yalnızlık postudur.
Insan tanımanın zehri ise bu postu giymektir..
Şüheda Kutlu
Rıza Makamı
Verilene de alınana da Elhamdülillah..
Gelene de gidene de Eyvallah..
Hu da 0'dur Hay da Allah..
Dört kapı Kırk Makamdır şiarımız,
Gâyemiz tektir Rızaullah..
İnsan mahrum olduklarının yoksunluğunun asıl kurtuluşu olduğunu anladığı zaman gerçek iman etmiştir.
Çünkü O duyulmayanı duyan, görülmeyeni görendir..
Uzaklaşan yahut gelmeyen de bir hikmettir..
Aciz mahlukat hangi akıl ile verilmedi demeye kadirdir?
Fakat halk eden perdelerin ardındakini de bilir..
Tengri yegedir, közedir..
Gerçek tasavvuf şeklî değil kalbîdir..
Erenler olandaki ve olmayandaki hikmete şahittir..
Israr, hırs ve isyan eden işte gözleri perdelidir..
Ruhu fısıldar ancak onu susturan ta kendisi nefsidir..
Gösterileni görmeyen kör değil gafildir..
Unutma vakit gelince senin olan sana gelir...
Şüheda Kutlu
"Ey ruhumun akdi
Dışarıdaki ağaçlar;gözlerinin yeşilini kıskanır..
Gönlüme baharı getiren gözlerin.."
Denizinden koklamak İstanbul’u
suyundan içmek
yokuşundan inmek salına salına
giyinip kuşanmak
sana vergi İstanbullu olmak
Sultantepesi’nde savrulur saçların
İskele Meydanı’nda uçar eteklerin
bu bulutlar bu rüzgârlar senin
sana vergi güzelim havalı olmak
çıtır pıtır konuşmak
soyunur dökünürsün çarşı dönüşü
saksıları sularsın
alt katta çamaşırlar ıslanır
bir şamata pencereden pencereye
serçeler senden beter
(Oktay rıfat)
Bir şulesi var ki şem’i canın / Fanusuna sığmaz asumanın...
Canın içindeki aşk ve ilhamın, bir mumun alevi gibi geniş ve büyük olduğunu ifade eder.
(yani dior ki ( Bir muma benzeyen canın öyle bir alevi var ki fanusa benzeyen gökyüzüne bile sığmaz) veya ( Canımın, benliğimin, mevcudiyetimin öyle bir şûlesi, ateşi, alevi var ki, bütün bir gök kubbe fânûs kesilse bu şûleyi içine sığdıramaz)
Aşk, kavuşamama duygusu ve tasavvufî bir olgudur.Kendisini çölde vahşi hayvanlarla sohbet hâlinde bulan Leylâ'nın kavuşma teklifine karşı ; "Git ! Ben Leylâ'yı değil,Leylâ'nın hayalini arıyorum" derken o,
her sevda çağının kendinden aşı aldığı bu yeryüzünde Aşkın Aşığı olmuştu.
Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı
Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı
Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı
Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı
Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı
Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı
Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı
Fuzuli
Canım, ciğerim, yüreğim, hatta içim Elim, ayağım, belim hatta gözlerim.
Kimyadır bakışının hususiyeti.
Sevilen sensin, naz ve yücelik ile Seven sensin amma muhtaç değilsin de Söyleyen sensin ki anlaşılan da sen
Şüphesiz hem mürit hem de muratsın sen Nursun sevilenin yüz güzelliğinde
Ateşsin zavallı âşığın kalbinde
Mumsun amma ışık ve ateşten değil Güneşsin ya, görünen ve örten değil. Definesin evren tilsimi içinde
Hazinesin.
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Saçların uzundu, omuzlarına akardı
Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
Gülerdin, içimize aylar doğardı
Görünmez dağların arkasından
Eski gülümsemeni beyhude aradım
O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
Kibritim yok, demek cigaraya başladın
Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
Böyle bir kız değildin sen eskiden
Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Atilla ilhan
"İpler çözüldü..
Görünmez ilmeklerle bağlayan kaderi..
Şimdi ne senin ellerinde ne de benim uçları..
Ve merbut oldu tekrar yeniden..
Anladım göklerden gelen kararları..
Ezdim asi bir yılanın başı gibi inadımı..
Sen, dikenli topraklarımı ıslah eden tek reçber.."
-Şüheda kutlu
"Bilmem hatırlar mısın, gözlerim ne renkti?
Söyle kumralım benim adım neydi.."
Karın yağdığını görünce,
Kar tutan toprağı anlayacaksın.
Toprakta bir karış karı görünce,
Kar içinde yanan karı anlayacaksın.
Allah kar gibi gökten yağınca,
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince,
Başını önüne eğince,
Benim bu şiirimi anlayacaksın.
Bu adam, o adam gelip gider,
Senin ellerinde rüyam gelip gider,
Her affın içinde bir intikam gelip gider,
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın.
Ben bu şiiri yazdım âşık çeşidi,
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü,
Ruhum seni düşününce ışıdı,
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın...
Sezai Karakoç
Kâlû belâ'dan beri tanırım, derdin içinde yüzdüm,
Ey müzehher, derdimi ne diye hiçe sayıyorsun?
Seni severken kendimi çok üzdüm,
Merhem olmayacaksa ellerin, ne diye gönlümü yarıyorsun?
Olmışam 'âşık bugün ben
Olmışam 'âşık bugün ben çün şeh-i hûbânıma
İstemem ağyarını hîç gelmesünler yanıma
Mest ü bî-hûş eyledi şevki beni oldum delü '
Arz-ı hâl sunmağa geldim ol ganî sultânıma
Bir elimde 'arz-ı hâlim bir elimde dest-mâl
Silerem göz yaşını yalvaruban cananıma
Beklerem kapusını boynum eğüb giryân ü zâr
Umaram ki rahm ide bu âhıma efgânıma
Cürm ü 'isyan bî-nihâyet eylesem de dâ'imâ
Bakmaz ol asla benim hîç cürmime 'isyanıma
Setr ider hem 'aybımı halk içre rüsvâ eylemez
Dir hemîn 'afv eylerem ben kaçma gel dîvânıma
Dürlü ni'metler virir lâyık değil isem de ben
Gönderir mi'mârı tîz tîz bu dil-i vîrânıma
Böyle behcet böyle ahlâk bu güzellik kimde var
İsmini yâd eylemek virir safâlar canıma
Nice 'âşık olmasun bî-çâre Kuddûsî aña
Ki dimiş ol 'âşıkam ben 'âşık-ı nâlânıma
(Kuddusi..)
"Gelse celâlinden cefa,
Yahut cemâlinden vefa,
İkisi de cana sefa,
Kahrın da hoş, lütfun da hoş."
"kurulsa pazarın hiçe gidersin.
zâtını âlemde cevher mi sandın"
“gâyri ırağa tâkatîm yok, dizinin dibi gülistândır.”
Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım mevlam seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım mevlam seni
Sular dibinde mahi ile
Sahralarda ahu ile
Abdal olup ya hu ile
Çağırayım mevlam seni
Gökyüzünde İsa ile
Tur Dağı’nda Mûsâ ile
Elindeki asa ile
Çağırayım mevlam seni
Derd-i aşkın Eyyüb ile
Gözü yaşlı Yakub ile
Ol Muhammed mahbub ile
Çağırayım mevlam seni
Hamd ü şükrullah ile
Vasf-ı "kul hüvallah" ile
Daima zikrullah ile
Çağırayım mevlam seni
Bilmişim dünya halini
Terk ettim kıyl u kalini
Baş açık ayak yalını
Çağırayım mevlam seni
Yunus okur diller ile
Kumrular bülbüller ile[1]
Hakk'ı seven kullar ile
Çağırayım mevlam sen
Çağırayım Mevlam seni
Yunus Emre
“ Şimdi her dokunuşun bir şenlik kalbime,
Ve geçmişin tüm yalnızlıkları,
Sırf seni daha çok sevebilmem içinmiş meğer.”
-Esra
"Kara kışı kendim geçirdim.
Gel, baharı sana sakladım."
"Hânenin lâzım olan sâhibidir
Bilmeyen hânesinin tâlibidir"
Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş Gör ne var maverada ibrethîz
-Tevfik Fikret
(madde ötesi alemi (mâvera) anlamaya, kısıtlı algı dünyasından çıkıp yüce bir tefekkür düzeyine ulaşmaya çağrı yapan manevi/tasavvufi bir ifadedir.)