Puan vermedi·320 syf.··
Beğendi
·
2022 27. kitabı
Sen hala neyin derdindesin Ey İnsanoğlu! İnsan bu,hayat bu,şizofreniydi bu. Ama bir aşk uğruna dağladı o aklında kör olan şizofrenikulu...~ Z.B ~ ALDANMAKTAN BAŞKA NEYE YARAR ALDATMAK!? Tımarhanelerde delileri öldürürler...Kendisini doktor sanan deliler üstlerindeki beyaz gömlekleri bir şeref işareti olarak taşırken,aynı renkte gömlekler giydirdikleri insanların kollarını arkadan bağlarlar! Çünkü aşk karıştı kanıma! Çünkü şizofrenim! Çünkü aşkın adı şizofrenidir bu diyarlarda! Acı çekmeliyim! Acı çeke çeke öl(dürül)meliyim! Bak,tüm sevgimi sürdüğüm ellerimi uzattım sana,çıkacaksın o uçurumdan yukarı ya da ben de oraya düşeceğim! Ağlaşıyoruz sebepsizce.Bunca sebep varken ağlamak için,biz sebepsizliğimize ağlıyoruz. İnsan bir kere ölür Her gün ölen umutlarımızdır içimizdeki Paramparça olmuş sevgilerdir... Bir melektin seni ilk sevmeye başladığımda;ben seni sevdikçe şeytanlaştın! Kırdım! Kırdım! Kırdıkça kırıldım,kırıldıkça kırdım! Üzerimdeki hüzün ve yalnızlık hissi delip geçti tüm hayallerimi,sustum...Sustukça mahvoldum,mahvoldukça sustum! Şizofreni de tıpkı evcilik gibi yalnız oynanmaz! Gözyaşlarımın adına med dediler,sustum,içime çektim acılarımı;suskunluğumu cezir sandılar. İçine biraz delilik karışmamış olan büyük bir zekâ yoktur! Uzandım kumdan yataklara,ellerimde kan kokan bir sevda susamışlığı ile...Konuşkan bir suskunluktu onunki de;anlaşılabilse kuşkusuz anlayana tüm evrenin sırrını anlatırdı. Gözyaşı dediğin,yalan;gözyaşı dediğin,imzasız bir intihar mektubu her gece postama bırakılan! Uzun zamandır uyumadım,ama rüyalarım da hiç bitmedi.Kahverengiden elaya transit geçmeye uğraşan hüzünlü gözlerim,yıllar önce öğrenmişti uyanıkken rüya görmeyi! Sonra değişen zaman paramparça etti destansı düşlerimizi.Sana Pollyanna olmak düştü,bana ise Pinokyo rolü uygun görüldü! Seninse yaşlı bir cerrah gibi titriyordu narin ellerin hayatımı kurtaracak o aşk denen tehlikeli ameliyata girerken!Ve ben narkozsuz yararak göğsümü,çıkarıp senin titreyen avuçlarına koydum kristal kalbimi! "Asma artık güzel yüzünü,sen yüzünü asınca tüm yıldızlar intihar ediyor biliyorsun,yıldız cesedi mi yağdırmak istiyorsun bu gece Boğaz'a?" Yalan söyleyen,bildiğine aykırı konuşan değildir yalnız,bilmediğine aykırı konuşan daha çok yalan söyler. Hüznün adı sen oldu,senin adın ölüm.Ölüme koştum sana koşarcasına. Evet elleri yoktur,ayakları yoktur onun;sakattır! Suskundur ama dilsiz de değildir;susuyorsa insanları çocukları kadar sevdiğindendir,yoksa bir bağırırsa yırtılır Boğaz'ı,tüm gemileri bir anda yutuverir! İstese İstanbul,tüm evleri bir anda yıkar,devirir tüm ağaçları,yutar Karadeniz'i,içer,bitirir Ege'yi.İstanbul bir kızdı mı,unutur kızlığını,dişiliğinden sıyrılıp cengâver bir savaşçı olur;saldırır.İstanbul,Osmanlı'ya Bizans'tan mirastır! O durmadan üzerinde yaşayan tüm insanları izler,hepsini dinler.Geceleri soğuktur;her gece tüm aşıkların evlerinde yangın çıkartır ciğerlerinde bir mücevher gibi taşıdığı hüzün. İstanbul,aşkı da en iyi bilen şehirdir,hasreti de acıyıda!Yüzyıllarca acı çekti çünkü o,gözlerini göğün haşmetine dikip dua etti bu Bizans denen zindandan kurtulmak için,her gece çığlıklarla ağladı! Bitsin diye bu kabus,her gece Boğaz'ını parçaladı! Ve yalnızca güzelliği sevdin sen;bu yüzden kendinden bile nefret ederdin.Her sabah uzun kumral saçlarını dümdüz taramak için baktığın aynada karşılaştığın kendi yüzüne bile kan tükürürdü senin bakışların.O kadar önemliydi ki dış görünüş senin için,yeni doğan kız çocuklarını diri diri gömen Cahiliyye Devri Araplarına yalnızca seni tanıdıktan sonra hak verdim! Oysa ilk bakışta görülen hiçbir şey derin olamazdı!Bir güzellik gerçekten güzellikse eğer ilk bakışta görülememeliydi.Ben bu yüzden sevmiştim seni;senin bile göremediğin o muhteşem güzelliği görmüştüm sen de!Sen hep bu yüzden acı çekmiştin; güzellik bakan gözdeydi ve sen bunu hiç bilemedin. Aşk dediğin şiirsel olmalıydı!Ölü yılanlardan çaldığım zehirli gözyaşları ve avuçlarımdan durmaksızın sızan kanla yazdım tarifi imkansız aşkın şiirini! Şiir gibi değil,hayat gibi yazdım tüm mısraları ve ölüm kafiyelere tutsak ettim tüm hayatımı... Biliyordum,aşk delilere mahsustu...Aşkın ne olduğunu ise aslında kimse bilmiyor.Anlatmaya çalıştıkça kağıtla öpüşen kalem yakıyordu kağıdı,alev alan kağıt bir anda küyl oluyordu,kaleme sıçrıyordu ateşi,kalem yanıyordu, kül noluyordu,aşk kağıdı yazılmıyordu,yazmaya kalkışınca da ortada bir tek kül kalıyordu. Artık olabildiğince ucuzlamıştı aşk İstanbul okaklarında, güpe gündüz alınıp satılıyordu sanki. Yüzyıllardır bu sokaklarda aralıksız hüküm süren haya bir anda kaybolmuştu,cilveli genç kızlar yerlerini korkunç bakışları olan cadılara bırakmış, delikanlılar ise aşk yerine kudurmuş aç köpekler gibi es peşinde koşmaya başlamışlardı. Sadece ayakta kalamayacak,direnemeyecek kadar korkak olanlar intihar eder.Ama nasıl ki,fırtınanın ortasında kalmış bir geminin kaptanı düşünemezse sığınacağı limanın sağlam olup olmadığını,intihara kalkışanlar da asla düşünemez sonunda ne olacağını.Amaçlanan yalnızca bir anlık kaçıştır ve kaçmak yalnızca korkakların işidir. Gittiğinden beri yağmur yağıyor şehrin üzerinde, eski sokaklar yeni nehir yataklarına dönüyor son hızla.Kilometrekareye düşen gözyaşı oranını hesaplamaya çalışan delirmiş bir istatikçiyim artık.Kendi odama bakarak çiziyorum raporlarımı ekleyeceğim grafikleri.Bu kadar gözyaşı nereden gelir? Dayanır mı bir çift gözün musluğu doldurmaya kocaman bir odayı,tuzlu gözyaşlarıyla? Kim gevşetti gözlerimin ana vanalarını? İnsanın her şeyi su olsa bu kadar yaş akar mı gözlerinden? Bunları sordum gözyaşıma su faturası kesmeye gelen Kirâmen Kâtibin meleklerine;hiçbir cevap veremediler.Gözlerimin sayacına mühür vurup gittiler.Şimdi ne zaman seni düşünsem gözlerim gürül gürül "tıssss"lıyor. İçimdeki kanamayı durdurabilecek tek doktordun,ameliyatının en önemli yerinde "Sıkıldım artık,taşıyamıyorum!" diyerek beni masada öylece bırakıp gittin.Tüm ameliyathanedekiler arkandan bakakaldılar.Ne demek sıkılmak? Ne demek taşıyamamak? Hayat kurtaracak bir doktorun sıkılmaya hakkı var mıydı? Bunları sordum yanı başımda 41 Yasin okuyan anestesiste;hiçbir cevap veremedi. Sen dudaklarına matemden rujlar sürdün,o,ayrılığı bir iç savaş haberi getirir gibi getiren acılı Temmuz sabahında!... Bense kanlı rimeller çektim kirpik diplerime yapışıp kalmış acılara! Ve sonunda sen de gittin!
Şizofreni Yalnız OynanmazRahmi Vidinlioğlu · İlya Yayınları · 20121,220 okunma
·
131 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.