·64 syf.····Okunma: 04 Aralık 2025 23:00 Gogol’un “Burun” hikâyesi, daha ilk sayfalardan itibaren insanı absürdün içine çeken, şaşırtıcı olduğu kadar da düşündüren bir anlatıya sahip. Hikâye, berber İvan’ın sabah kahvaltısı için ekmeğini keserken ekmeğin içinden bir burun bulmasıyla başlıyor. Karısının “Kimi kestin Allah’ın cezası!” diye söylenmesinden tut, İvan’ın bu burunun aslında Binbaşı Kovalyef’e ait olduğunu fark edip paniğe kapılmasına kadar her detay, Gogol’un alaycı üslubunun güçlü bir yansıması.
Diğer tarafta ise Kovalyef’in kendi ağzından başlayan bir anlatı var. Bir sabah uyanıyor ve burnunun yerinde adeta “lavaş gibi dümdüz” bir boşluk olduğunu fark ediyor. İşte o noktada hikâyenin absürtlüğü zirveye çıkıyor. Kovalyef burnunun peşine düşüyor; her yere haber salıyor, hatta gazeteye ilan vermeyi bile düşünüyor. Üstelik bir de bakıyor ki burnu, kendisinden daha yüksek rütbeli bir memur formunda şehirde dolaşıyor!
Bu noktada ister istemez düşünüyorsun: Gogol bize ne anlatmak istiyor?
Ben okurken şunu fark ettim: Kovalyef aslında burnunun değil, toplum içindeki “imajının” peşinden koşuyor. Burnunun kaybı, onun için saygınlığının kaybolmasıyla eşdeğer. Gogol burada insan egosunu, makam ve rütbeye duyulan hastalıklı saygıyı, dış görünüşün abartılı önemini hiciv şeklinde yüzümüze vuruyor.
Evet, hikâye absürd; hatta bazı yerlerinde tamamen anlamsızmış gibi geliyor. Ama tam da bu anlamsızlığın içinden çıkarılan anlam güçlü. Yine de benim için aşırı derinlik yüklediğim bir hikâye olmadı. Fakat okuduktan sonra bir süre düşündüren, insanı gülümsetirken hafifçe sarsan bir anlatıydı.
Kısa ama etkili, eğlenceli ve düşündüren bir Gogol deneyimiydi.