·304 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Ekim 2025 01:06 Olga Tokarczuk bu romanda bize hem bir polisiye hikâyesi anlatıyor hem de insanın doğayla ilişkisini sorgulatan derin bir metin sunuyor. Hikâyenin geçtiği kasaba soğuk, sisli ve biraz ürpertici. Bu atmosfer, romanın neredeyse her sayfasına sinmiş durumda.
Romanın merkezinde Janina Duszejko var. İnsanlar onu tuhaf, yalnız, yaşlı bir kadın olarak görüyor ama o aslında çevresinde olup biteni herkesten daha dikkatli fark eden biri. Hayvanlara duyduğu sevgi aşırılık gibi görünse de romanda bunun aslında bir vicdan meselesi olduğu hissediliyor. Janina, insanın doğaya yaptığı kötülüklere tahammül edemiyor.
Kasabada bazı insanlar bir bir ölmeye başlayınca, Janina bu ölümlerin hayvanlara yapılan yanlışlarla bağlantılı olduğunu düşünüyor. Tokarczuk burada klasik bir “katil kim?” sorusu sormaktan çok daha fazlasını yapıyor. Asıl soru şu:
Doğa bize yaptıklarımızı geri verir mi?
Roman boyunca toplum tarafından “ciddiye alınmayan” insanların sesi duyuluyor. Janina’nın yaşadıkları bize şu gerçeği hatırlatıyor: Bazen insanların deli ya da tuhaf dediği kişiler aslında hakikati en açık şekilde görebilenlerdir.
Tokarczuk’un dili sade ama etkili. Okur olarak hem kasabanın karanlık havasını hissediyoruz hem de Janina’nın iç dünyasına yakınlaşıyoruz. Roman bittiğinde, şunu düşünmeden edemiyoruz:
Doğaya zarar veren gerçekten güçlü müdür, yoksa kendi sonunu hazırlayan bir zavallı mı?
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde, insanın doğayı yok saymasının aslında kendini yok saymak olduğunu, bunu da sakin ama sarsıcı bir dille anlatıyor