~ YABANCI İNCELEME YAZISI~
Albert Camus’nun Yabancı romanı, modern insanın dünyayla kurduğu mesafeyi güçlü biçimde yansıtan bir yabancılaşma metnidir. Meursault’nun hayata karşı tepkisiz görünüşü, ilk bakışta neredeyse rahatsız edici bir sadelik taşır. Ancak bu sadelik, Sartre’ın “varoluş özden önce gelir” ilkesinin adeta uç noktada bir örneğini oluşturur. Meursault, toplumun ona dayattığı rollerden kaçar; iyi evlat, aşık adam, ahlaklı birey gibi etiketleri benimsememesiyle Sartre’ın özgür fakat tanımsız insanına yaklaşır. Benim açımdan bu tutum, onun duygusuzluğundan ziyade dünyayı olduğu gibi kabul eden dürüstlüğünü gösterir.
Romandaki absürd hava, Camus’nun felsefesini açıkça taşırken, aynı zamanda Sartre’ın Bulantı’sındaki varlığın ağırlığıyla da paralellik kurar. Meursault’nun hiçbir şeyi büyütmeyen, dramatize etmeyen hâli bana hep biraz hem huzur verici hem de rahatsız edici gelmiştir; çünkü biz okurlar, toplumun öğrettiği “normal” tepkileri ondan bekleriz. O ise bu beklentileri boşa çıkararak evrenin anlamsızlığı karşısındaki sakin kabullenişiyle Camus’nun absürd insanını temsil eder.
Meursault’nun mahkemede yargılanma biçimi, Sartre’ın “Bakış” kavramının romandaki en çarpıcı yansımasıdır. Toplum onu cinayetten çok, annesinin cenazesinde ağlamadığı için suçlu bulur. Bu bölüm, bence romanın en çarpıcı yerlerinden biridir; çünkü toplumun bir insanı ne kadar kolayca yeniden tanımlayabildiğini görürüz. Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır” sözü burada tamamen somutlaşır: Meursault, aslında toplumun ona yapıştırdığı etiketlerle cezalandırılır.
Romanın sonunda ise Meursault’nun ölümü kabullenişi, hem Camus’nun absürd başkaldırısını hem de Sartre’ın özgür seçimini aynı anda barındırır. Papazı reddetmesi, toplumun son bir defa ona dayatmak istediği anlamı da geri çevirmesi gibidir. Bana göre en güçlü sahne, Meursault’nun hayatın anlamsızlığını kavrayıp yine de yaşamış olmanın huzurunu hissettiği andır. Bu, insanın kendiyle barışmasının en yalın hâlidir.
Sonuç olarak Yabancı, Camus ve Sartre’ın felsefelerini kesiştiren özel bir metindir. Sartre’ın özgür özne anlayışı ile Camus’nun absürd insanı Meursault’nun kişiliğinde birleşir. Meursault, ne tam anlamıyla bir anlam yaratan varoluşçu ne de tamamen tepkisiz bir boşluk insandır; bana göre o, iki düşüncenin arasında duran ve dünyayı çıplak hâliyle kabul etme cesareti gösteren nadir edebi figürlerden biridir. Bu yüzden Yabancı, sadece yabancılaşmayı anlatan bir roman değil, aynı zamanda insanın kendisiyle ve toplumla hesaplaşmasının derin bir felsefi sorgulamasıdır.