Gönderi

“İnsan dediğin, en çok kendine yenilir.”
8/10
·93 syf.··
Beğendi
·
2025 58. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2025 11:57
İvan Andreyiç’in yaşadığı şey aslında gölgeyle kavga etmek hatta kafw atmaya benziyor. Karısından çok kendi zihnindeki hayaleti takip eder. Bir ses duysa deliye döner, bir şapka görse senaryolar kurar, bir kadının yürüyüşünde bile aldatılma işareti arar. Bu, Dostoyevski’nin ironik kalemiyle: hem absürt hem acıklı hem de çok tanıdık. Çünkü insanoğlu, en çok kendi zannıyla yorulur. Karyolanın altına saklanan iki adam sahnesi vardı. Hem gülerken acıyorsun, hem acırken gülüyorsun. Karyolanın altı: utancın düz bastığı yer, kıskançlığın insanı ne hâle getirdiğinin simgesi, gururun diz çöktüğü çukur. Dostoyevski burada şunu söylüyor olmalı: “İnsan, gururuyla savaşınca en rezil hâline düşer.” İvan’ın köpeği öldürmesi ise kıskançlığın körleştirdiği o ilkel tarafı gösteriyor: Korktuğunda önce zararsızı ezer insan.Çünkü kendini korumayı kötülük sanır. Sonunda öğrendiği şey: Karısını hiç anlamamış. Kendini de… Öykü finalde gerçeği ortaya çıkartıyor: İvan’ın karısı masum çıkıyor. Aslında mesele de hiç o kadın değilmiş. Mesele, İvan’ın kendi içindeki bataklığa saplanması. Kıskançlık, bir gerçeğin değil, bir kalp yarasının sonucudur. Dostoyevski bunu anlatıyor.
Başkasının KarısıFyodor Dostoyevski · Oda Yayınları · 20175,5bin okunma
·
95 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Masum çıkmıyor aslında. İlk hikayede binanın önünde bekleyen adam kadının aşığı gerçekten. Bu oldukça açık veriliyor hikayede. İkinci olayda ise durum belirsiz diyebiliriz. Ama karısı inanılmaz bi rahatlıkla yalanlar uydurup sıyrılıyor olaylardan. Kahramanımızsa kendini soktuğu rezil komik durumlarla kalıyor.
MumVeGölgesi
Gönderi Sahibi
Haklı bir okuma noktası yakalamışsınız. İlk hikâyede binanın önünde bekleyen adamın gerçekten aşık olduğuna dair güçlü imalar var; bu açıdan “tam masumiyet” iddiası tartışmaya açık bir durumdur. Ancak benim vurgulamaya çalışdığım yer, sadakatten çok kıskançlığın işlenmiş oluşuydu. İvan’ın yaşadığı çöküş, kanıtlı bir aldatmadan ziyade, zihninde büyüttüğü senaryolarla hız kazanıyor. İkinci olayda da zaten mutlak bir hakikat yok; belirsizlik hat safhada. Karısının rahatlıkla yalanlar uydurup sıyrılması ise ahlaki bir temizlikten çok, toplumsal kurnazlığı gösteriyor. Ortada kazanan biri yok; biri şüpheyle, diğeri rahatlıktan çürümeye yüz tutmuş bana göre. Geride kalan tek şey ise İvan’ın kendi elleriyle düştüğü rezil ve trajikomik hal değil mi sizce de?. Bana göre Dostoyevski’nin asıl acımasızlığı da şurada: Gerçek olsun ya da olmasın, kıskançlık insanı zaten cezalandırmıyor mu? Kıymet verip okuyarak yorumda bulunduğunuz için ayrıca teşekkür ediyorum.