·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Aralık 2025 00:48 Raif Efendinin Sessiz Çığlığı-Kürk Mantolu Madonna!
Kitabı ikinci okuyuşum, ilk okumam üzerine üç dört yıl oldu. Bu okuduğumda ilk okuduğuma nazaran daha fazla etkilendim ve kendimi hikâyeyi ben yaşıyormuş gibi hissettim. O kadar sürükleyici ki bir günde bitirdim, elimden bırakamadım. Kitabımız bir anlatıcının (o da memur) Raif Efendi ile iş yerinde tanışması ile başlıyor ve içerisinde bu anlatıcı bize; Raif efendinin hüviyetine dair özelliklerinin anlatmanın yanında, ailesi ile olan, iş arkadaşları ve dış çevre ile olan ilişkilerini bize anlatıyor ve onun hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Raif Efendi nasıl bir kişilik biraz ona değinelim. Raif Efendi dışarıdan; silik, sessiz, iradesiz, ezilmeye yatkın, itaat eden, zayıf ve aşağılanan bir karakter. Onun iç dünyasında yatan özellikleri ise; sanatla dolu, duygusal, duyarlı, gerçekten sevebilen, hayal dünyası geniş, fedakâr, merhametli biri. Dış dünyadan ona bakanlar onun zayıf olduğuna inanır ama görmedikleri bir derinlik vardır. İşte onların eksik kaldıkları nokta budur. Çevremizde böyle insan çok fazladır. Dışarıdan silik görünen ama gerçekte tanıyınca içsel derinliğinin farkına varılan. Fark edilmemiş bir ruhun ortaya çıkaran bir roman. Fark edenlere ve onun içsel derinliğini paylaşanlara selam olsun. Karakterimiz yaşlanmış ama hâlâ aynı işte aynı ücretle çalışan, ailenin tüm geçim yükünü üzerine yüklenen, evin kalabalığında yalnızlıkla boğuşan ama hayatta kalmaya mecbur biridir. Raif Efendi bir gün hasta olur ve anlatıcının ona ısrarı üzerine iş yerinden getirdiği defteri ona vermesi ile varoluşunu bir boyuttan diğer boyuta taşıyan hikâyesine şahit oluruz. Hikâyesinde kendisinin de ifade ettiği gibi anlatamamanın verdiği bir ağırlık vardır. Bu ağırlığı taşıyamaz ve yazarak anlatır. Bir gün öncesinde yaşadığı bir olay ona yıllar öncesinde yaşadığı, hayatını etkileyen büyük bir olayı anlatmaya teşvik eder. Hikayemizde karakter kendisini anlatır. Sessiz, sakin, kendini göstermemek isteyişi, kimseye duygularını ifade etmeme sebebi içindekilerin fark edilmesiydi. Babasının teşvikiyle İstanbul’a okumak için gider ama içinden okumak gelmediği için okulu bırakır. Sonrasında babası onu Almanya’ya Berlin’e gönderir sabun fabrikasında iş öğrenip yanına gelsin, işini gücünü kursun diye. Bu amaçla giden Raif Efendi’nin hayatı burada değişir. Başlarda işe gidip çalışmak yerine şehri gezer, müzelere, resim sergilerine gider. Bir gün gazetede yeni sanatçıların sergisi olduğunu görünce gazeteyi incelemeden kenara kaldırır çünkü onların her şeyi abarttığını, kendilerini gösterme çabaları onun mizacına aykırıdır. Dışarı çıkar gezmeye başlar tesadüfen gördüğü modern serginin olduğu binanın önünden geçer ve içeriye girmeye karar verir. İçeride çeşitli resimler vardır. Gezerken bir resim görür ve karşısında kitlenir kalır. İşte o resim Kürk Mantolu Madonna’nındır. Görür görmez onunla beraber bende hayran kaldım. Siyah kaşlar, siyah gözler, etlice bir burun, beyaz ten, çok az görünen bir boyun, saçlar alnın üzerinden üzerindeki yaban kedisi mantonun üzerine dökülmüş, kendine hayran bırak bir tip. Günlerce gelir önünde durur ve sadece onu izler, onunla ilgili kafasında çeşitli hayaller kurar. Bir gün gittiğinde yanına bir kadın gelir ve onunla konuşur. O kadar odaklanmıştır ki kadının yüzüne dahi pek odaklanamaz, kadın onunla biraz eğlenir ve gider. Her fark edildiği yerden uzaklaşan Raif Efendi buraya da uzun süre gidemez kendi zihninde ezberlediği her detayı kafasında canlandırır. Tesadüf bir gün onu karşısına çıkarır ama o, o an o kadar sarhoştur ki onun hayal olduğu kanısına varır. Sonraki günlerdeyse onu gördüğünü düşündüğü yere gider ve onu arar. Hayat onu karşısına çıkartır ve takip eder. Onun Kürk Mantolu Madonna olduğunu, o portreyi çizen kadının olduğunu anlar ama onu gördüğü durum ve zihninde onu koyduğu yer çok farklıdır. İkisi tanışırlar ve zaman geçirirler. Raif Efendinin hayatını değiştirecek kişi artık yanındadır. Maria Puder; özgür ruhlu, hayatı çok erken yaşlarda tanımış, bağımsız, sert görünen ama içi pamuk gibi, erkeklere ve hegemonyalarına başkaldıran, toplumun kabullerinin dışında, kimseye eyvallahı olmayan güçlü olmayı öğrenmiş bir kadın. Ona bunu birileri öğretmiş ve o da öğrenmek zorunda kalmış. Raif’i ilk fark eden, onun içsel derinliğini anlayan, yalnızlığını gören kişidir. İkisi arasında tutku değil, ruhların bağı vardır. Aslında ikisinin okudukça birbirlerine çok benzediklerini görürüz. Onların elinden alınan şey inanmak duygusudur. Bu duyguyu yeniden beraber kazanacaklardır. Aralarındaki ilişki şunlar üzerine kurulu: iki yalnızın buluşması, iki parçanın bütünleşmesi ve iki tarafında birbirinin anlaması. Zaman onları birbirine yaklaştırır ama eksik bir şeyler vardır bu onların uzaklaşmasına neden olur. Kader onları bir kere daha bir araya getirir ama Raif Efendi’nin memlekete dönmesini gerektiren önemli bir durum vardır. Biri Prag’a diğeriyse ülkesine döner. Birbirlerine bir araya geleceklerinin sözünü verip vedalaşan bu ikilinin birbirlerini son görüşleridir. Hayat onların düşündüğü gibi akmaz, her şey tersine evrilir. Birbirinden habersiz yaşam ve ölüm köprüsünde sıkışmış ikilinin trajik hikâyesi. Kısa süren bu ilişki Raif Efendinin tüm hayatının inşasını oluşturur.
Bana kalanlar:
-Dışarıdan ön yargı ile yaklaştığımız kişiler içlerinde büyük derinlik saklayabilirler.
-Hayatımıza giren insanlar doğru olabilir ama bazen zaman yanlıştır ve o yanlış zaman o kişiyi bizden geri alabilir.
-Gerçek sevgi ruhların birbirini tanımasıdır.
-Aşk insanın hayatını değiştirebilir.
-Kendimizde bulamadığımız özellikleri başkasında gördüğümüzde ona hayranlık besleyebiliriz.
Kitapla kalın!