Sen, ben, biz akıllılar emin olduk...
İslam’ın tevhid anlayışına göre hâkimiyet, hüküm koyma ve teşrî yetkisi yalnızca Allah Teâlâ’ya aittir. "Hüküm ancak Allah’ındır." (Yûsuf, 40) ayeti, ulûhiyyet tevhidinin en belirgin tezahürlerinden biridir. Selef uleması bu ayeti açıklarken, Allah’ın hükmüne muhalif bir yasa koyma veya Allah’ın indirdiğini geri plana itmenin, tevhid ile bağdaşmayan büyük bir zulüm, tağutluk ve şirk olduğunu belirtmiştir. Bu sebeple bir Müslümanın kendisine şu soruyu sorması kesinlikle gerekir: Eğer bir sistem kalkıp namazın rekâtlarına müdahale etse, öğle namazını üç rekâta indirse veya Ramazan orucunu yarım güne çevirse, buna kim itaat eder? Hiç kimse. Çünkü ibadetin şekli, kaynağını Kitap ve Sünnet’ten alan sabit bir hükümdür; beşerî bir merciin değiştirmeye yetkisi yoktur. Peki madem ibadete dair hükümlere müdahaleyi kesin bir şekilde reddediyorsun, o hâlde Allah’ın muamelât, siyaset, iktisat ve içtimaî nizama dair hükümlerini devreden çıkarıp yerine beşerî kanunlar koyan bir sisteme neden aynı netlikte karşı çıkmıyorsun? Aklını kullanan ve Allah'ın ayetleri üzerine tefekkür, tedebbür eden bir insan burada büyük birçok çelişki görür. İbadetlerde Allah’ın hükmü vazgeçilmez görülürken, hayatın diğer alanlarında beşerî hükümlerin kabul edilmesi, tevhidin bütünlüğünü bozar. Zira tevhid, sadece namaz kılmak, oruç tutmak demek değildir; Allah’ı hüküm koymada tek ilâh olarak kabul etmek de tevhidin ayrılmaz bir parçasıdır. mesele şudur. Bir sistem, Allah’ın hukukunu devreden çıkarıp kendi hevasından teşrî yaptığında, bu fiil Allah’ın hüküm koyma hakkına ortaklık iddiasıdır. Kişi bunu fark etmese bile, yapılan fiil böyledir ve kişiyi müşrik eder. Selef âlimlerinin "tağut" kelimesine yaptığı tariflerde de bu gerçek açıkça ifade edilir. “Allah’ın hükmünü aşarak kendisine itaat edilen, Allah’ın indirdiğinden başka hükümler koyan ve bunlarla hükmeden her otorite tağuttur.” (İbn Kayyim’in tanımı) Allah’ın ibadetlere dair hükümlerine yapılan müdahaleye boyun eğmeyen Müslüman, O’nun içtimai, iktisadi ve hukuki hükümlerinin kaldırılmasına neden sessiz kalmaktadır? Allah’ın hükmünün değiştirilmeyeceğini ibadette kabul eden kimse, aynı kesinliği toplumsal düzen için de göstermelidir. Bu tutarlılık tevhidin gereğidir. Bugün camilerde kılınan namazın bile Resûlullah’ın sünnetindeki şekliyle örtüşmediği gerçeğini düşünürsek, yarın ibadetin bizzat değiştirilmesi ihtimali neden uzak görülsün? Eğer Müslüman, hâkimiyetin kaynağını doğru anlamazsa, ibadetlerini korusa bile hayatın geri kalanında farkına varmadan beşerî bir otoriteyi teşrî makamına yükselterek Allah'a ortak koşmuş bir kâfir olur. Allah’ın hüküm koyma yetkisi mutlak ve tektir. Bu yetkiye ortak koşan her sistem, teşrî hakkını gasp ettiği ölçüde bâtıl bir iddia içerisindedir. Müslümanın görevi ise, böyle bir iddiayı asla meşru görmemek; tevhidi ibadette, hukukta ve hayatın tüm alanlarında bir bütün olarak korumaktır.
·
67 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Muhafız
Gönderi Sahibi
Allah'ın hükümlerini rafa kaldırmışlar ey kendine Müslüman diyen, Resûl ﷺ'in ümmeti olduğunu iddaa eden Muvahhid müslümanlar! Ne kadar anlatıyorum etrafımdaki insanlara, aileme, akrabalarıma, arkadaşlarıma? Ne kadar dert edindim hüküm Allah'ın olsun diye?