Puan vermedi·400 syf.··
2025 95. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2025 20:37
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Fatır Suresi, 5. ayet Kur'an'da 49 yerde "akıl", 84 yerde "düşünmek" kelimesi geçer. Allah müslümanları inatla, ısrarla düşünmeye ve akletmeye yönlendirir. Ancak bugün dünyaya baktığımızda teknolojik, bilimsel, sosyal adalet olarak en gerideki ülkelerin büyük çoğunluğunu halkı müslüman olan ülkeler oluşturmakta. Yaklaşık ilk 200 senesinde altın çağını yaşayan ve bilimde, kültürde çağının öncüsü olan müslümanlar topluluğu bugün kör cehaletin; kökten dinciliğin; akıl, ilim ve bilim karşıtlığının en büyük temsilcisi durumuna geldiyse bunun en büyük nedeni Allah ile kandırılmasıdır. Korkulardan beslenmek, insanları sömürmek için belki de en kolay yoldur. Bir de bunun içine Allah gibi Yüce Yaratıcı kavramını ve cehennem gibi sonsuz azap, acı korkusunu eklerseniz karşınızda düşünemez, korkudan değil başını kaşını kaldıramaz bir topluluk meydana getirirsiniz. Ve meydana gelen bu toplulukta istediğiniz gibi at koşturursunuz, insanları sömürürürsünüz, İslam'la alakası olmayan bir ruhban sınıfı ortaya çıkartırsınız ve yalnızca Allah'ın kendisinin bilebileceği ve Allah'a karşı yapılması gereken "takva" kavramı üzerinden insanları yargılar, dinleri hakkında hükümler verir, işinize gelene susar, işinize gelmeyeni yakarsınız. Kitapta da, rahmetli Yaşar Nuri hoca defaatle Madımak Olayı üzerinde duruyor ve şu soruyu tekrarlıyor "İslamcılar bu ülkede diri diri 38 kişiyi yaktı. Din karşıtı dedikleri, laik diye hakaret ettikleri insanların yaktığı bir tane dinci, dindar, müslüman gösterebilir misiniz?" Ve akıllara, kitapta da geçen şu söz tekrar geliyor : "Dinsel inançlara sığınmadıkça, insan, kötülüğü büyük bir zevkle ve acımasızca asla yapamaz." (James A. Haught; Kutsal Dehşet, 3) "Allah ve ayetleri burdayken, hangi hadislere iman ediyorsunuz?" Casiye Suresi 6. Ayet Yaşar Nuri hoca, bugün genel İslam fıkhı kitaplarının çoğunda saldırganlık, terörizm, vahşet ifadelerinin geçtiğini ve Taliban rejiminin de hanefilik mezhebini yorumsuz bir şekilde uyguladığını söylüyor. Bu çok anormal bir durum değil. Bugün bu fıkıh kitaplarının temelini oluşturan hadislerin çoğunun uydurma olduğu gayet ortada. Hadis dediğimiz şey Peygamber Efendimizin söylediği sözler değil, söylediği iddia edilen sözlerdir, hiçbirinin altında kendisinin imzası veya kaydı yoktur. Peygamber Efendimizin yanında kaynaklarda en fazla 3 sene kalmasına rağmen, en fazla hadis nakledenlerden -5 bin civarı hadis nakleden- ebu hureyrenin müslim kaynağında şöyle bir sözü de vardır : "Halife Ömer ölünceye dek 'Allah'ın resulü buyurdu ki' diyemezdik". Ancak Hz. Ömer dönemiyle başlayan siyasi kavgalar ve makam-mevki yarışından arta kalanlar bugünki fıkıh kitaplarının temelini oluşturmaktadır. Çünkü, Kur'an onlara insanları sömürme fırsatı vermiyordu, bu yüzden de "meal okumak haramdır" veya "Kuran yalnızca arapça okunur" veya "Kur'an anlamak için 5,6 tane ilim bilinmeli" gibi yollara başvurdular. Ancak, belirli bir tarih bilgisi hariç Kuran'ı anlamak için bir ilim gerekmiyor, o tarih bilgisi de bazı olaylar üzerine veya olaylar sırasında inen ayetleri anlamak için gerekiyor. Allah Kur'an'da her kavme peygamber geldiğini söylüyor. Doğal olarak her peygamber kendi kavminin dilini konuşuyordur. Bugün her peygamberi kabul eden Müslümanların arapçaya bu kadar kutsallık atfetmesi çok büyük bir yanlış ve saçmalıktır. Kur'an'da "okumaktan" daha büyük bir emir varsa o da 'tedebbür'dür. Tedebbür Kur'an ayetleri üzerine derinlemesine düşünmek demektir. Yani anlayarak okumak da diyebiliriz. Kur'an'ı papağan gibi tekrar etmemek, yani anlayarak okumak için de kendi dilimize çevirmemiz gerekir. Çünkü, önemli olan mesajdır. Ses bozuluyormuş, akustik olarak etkiliymiş, manası değişiyormuş gibi ucuz bahanelerle insanlar yıllardır, her eylemini din için yaptığını iddia eden sahtekarlarca dinin tek yetkin kaynağından uzak tutuldu, mahrum bırakıldı. O sahtekarlar ki, hristiyanlıktan engizisyonu, ruhban sınıfını aldılar; yahudilikten, Kuranın yalnızca abdestli okunması gerektiği kuralını ve dil faşizmini aldılar; hinduizmden tasavvufizm ve rabıtayı aldılar. Bunu mistiszmle, kalp gözüyle, Allah dostluğu ile soslayıp İslam aleminin önüne koydular ki yiyenler aç kaldı. Aldıkları engizisyon ile, insanlar hakkında en ufak şeyde komünist, dinsiz, Allahsız, imansız, satanist, dönme, sebatayist gibi ithamlarda bulundular. Halbuki İslam'da Allah hariç hiçbir güç yoktur ki kişinin imanı hakkında bir yargıda bulunabilsin. Aldıkları kitaba dokunma, okuma kuralları ile insanları tahakküm ile kitaptan uzaklaştırdılar. Rabıtayla, insanları Allah'a değil hiçbir eğitimi olmayan, nerdeyse tamamı ABD, İran veya Suudilere bağlı şeyhlerine, hacılarına, hocalarına bağladılar. İslam yeryüzü mabet derken, her yere cami dikerek şov yaptılar. Halbuki Peygamberimizin Camisi sadece ibadete tahsis edilmiş bir yer değildi, eğitim toplantı ve fikir geliştirme merkeziydi. Resmi mabet, resmi din sınıfı, resmi din kıyafeti ile dini görselleştirdiler. Ancak dinin dünyaya yön verecek ahlaki, mantıksal ilkelerine de kalp gözlerini kapattılar ve insanlara da kapattırdılar. "İslam tarihindeki saptırmaların en acımasızları, hatta en zalimleri kadınlar ve kadın haklarıyla ilgili olanlardır. Şunu bir vicdan borcu olarak söylemek zorundayız ki, İslam fıkhının kadınla ilgili sayfaları İslam tarihinin en kara, en utanç verici sayfalarıdır." Yaşar Nuri hoca, kadınların din adına birilerinin keyfi için tahakküm altında tutulması konusuna çok detaylı girmemiş ancak şu alıntı bile, genel İslam fıkhının içinde olduğu karanlığı göstermektedir: "Hak mezhep diye anılan mezheplerin en büyüğü sayılan Hanefilik'in kabulüne göre, erkek ve kadınlara birlikte namaz kıldırmaya niyet etmiş bir imamın arkasında namaz kılan cemaatte, bir kadın, saflardan birinin ortasında namaz kılmaya kalksa sağ, sol ve arkadan birer kişinin namazı bozulur. Halbuki sözü edilen yerde bir köpek veya domuz dursa kimsenin namazı bozulmaz." Bizde put deyince genelde akla heykeller gelir. Halbuki Allah ile araya konulan her şey puttur ve bu şirktir. Yani Allah'a ulaşma yolunda araya koyduğunuzu söylediğiniz bir insan da puttur, bir kalem de, bir yazı da, bir köpek de, bir taş da. Ancak bugün dini sömürenlerin baş putu bellidir; dünyalık menfaat. Daha çok para, daha çok mal mülk, lüks, şatafat uğruna Allah diyerek insanları kandırmak ve kandırdıkları insanlar üzerinden rant devşirmek onlar için gayet normal bir durum. Halbuki, Maun Suresi gibi kısacık bir surede gösteriş için namaz kılanlar, yetim hakkı ve kamu malını haksızca yiyenler açık bir şekilde lanetlenmiştir. Ancak elbette bunlar için bu durum önemli değildir. Çünkü, onlar büyük bir projenin bu topraklardaki piyoncuklarıdır. Şefaat beklenen o sözde büyük insanlar, şefaati Amerika'dan, Avrupa'dan bekleyen acizlerdir. Yaşar Nuri hoca, dinin kullanılma konusunda özellikle Büyük Ortadoğu Projesi ve onun eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve partisi AKP'ye dikkat çekiyor. Toplumun önce din ile kutuplaştırılması, daha sonra bölünmesi ve dizayn edilmiş bir siyaset ile insanlar üzerinde dini baskı aracı olarak kullanıp, bu bölgede Amerikan taşeronluklarına fazlaca yer vermiş. AKP ve başkanı, Esad zulüm yapıyor diye ses çıkarırken hatta dinci grupları Suriye'ye sokup esas zulme yol açarlarken, Irak'ta ABD'nin öldürdüğü 1 milyon insan için ses çıkarmamışlar hem de son anda meclisteki mucize olmasa onlarla beraber bu ülkenin askerini dahi savaşmaya yollamaya çalışmışlardır. Bunun yanında ABD'nin; Irak'a, İran'a, Suriye'ye getireceği demokrasiyi Suudi Arabistan'a, Katar'a getirmeme konusundaki ısrarı da birçok şeyi anlatan olaylardır. Ve bizi bu hengameden, Allah ile aldatılmaktan, din ile uyuşturulmaktan kurtatan o büyük insan; Önderimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Kendisine ne kadar dinsiz dense de, İslam düşmanı dense de bugün kendisinin çevirttiği iki kaynak, Kuran-ı Kerim ve Sahih-i Buhari çevirilerinden daha iyi çeviriler kendisinden çok daha büyük müslüman olduklarını söyleyenler tarafından aradaki yaklaşık 90 yılda hâlen yapılabilmiş değil. Kuran-ı Kerîm'in Elmalalı Hamdi Yazır çevirisi ve tefsiri bugün Atatürk düşmanı çevrelerce bile kaynak gösterilebilmektedir. Ancak burada bile Atatürk düşmanları sinsi bir oyun oynamakta ve çevirinin Mehmet Akif'e yaptırılmamasını Atatürk ve çeviri hareketleri aleyhinde kullanmaya çalışmaktadırlar. Halbuki Kuran çevirisi ve tefsiri için Mehmet Akif'ten örnekler isteniyor ve hem yeterli bulunmuyor hem de Mehmet Akif'in kendisi de yapamadığını kabul edip, vazgeçtiğini belirtiyor. Ki Akif, ilahiyatçı ve din bilgini bir kişi değildir. Birkaç ayeti çevirebilir ancak Kuran'ı bütünce çevirmek ve tefsir edip, bilgiler vermek O'nu aşan şeylerdi. Atatürk döneminde din serbestti ancak dini bugünkü gibi; ticarete sokmak, siyasete sokmak, din üzerinden makam kazanmak serbest değildi. Tekkelerde insanları alıkoyup, onlara binlerce hurafe öğretmek serbest değildi. Sözde Kuran kurslarında çocuk tacizleri serbest değildi. Sözde Kuran hocalarının; amerikancı, irancı, avrupacı, arapçı zırvalarını dinlemek serbest değildi. Atatürk hem milli olup, hem laik olup, hem de dindar olunabileceğini bu topluma göstermiş ve bizleri Allah ile aldatmalarına müsaade etmemiş, Türk milletini böyle bir tahakkümden kurtarmıştır. Kendisini bugün din üzerinden vurmaya çalışanların öncü ve ünlü isimleri din üzerinden insanlara tahakküm kurmanın, makam-mevki kazanmanın, Allah ile aldatma oyununun oyuncularıdır. Aldattıkları insanlar, Atatürk'ün kurtarmaya çalıştığı insanlardır ancak kurtarıcılarını düşman belirlemiş hâldedirler... Ve bu kişilerin kurtarıcı belirledikleri insanlar da hem onları hem de ülkeyi derin bir felakete sürüklemektedirler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1945 yılından beri Yeşil Kuşak-Siyasal İslam-Ilımlı İslam projeleri çizgisinde hareket etmektedir. Ancak bu çizgide her zaman daha da geriye gitmiş, Cumhuriyet Devrimlerinin 15 senede sağladığı ilerlemeyi yaklaşık 90 senede nerdeyse bitirme durumuna gelmişlerdir. Bu hem sosyal, hem politik, hem ekonomik, hem siyasal, hem jeopolitik alanlarda ve konularda maalesef ki ortadadır. Bu sözde kurtarıcı kişilerin odağı Amerika'dır. Amerika bugün hadi dinin adı değişiyor dese, bir şekilde insanlara bunu yutturmaya çalışacak kadar bağlılardır. Ki bunu; NATO'ya girişimizde gördük, PKK meselesinde gördük, Atatürk düşmanlığında gördük, Amerikan üslerine verilen izinlerde gördük, 1 Mart Tezkere olayında gördük, Suriye meselesinde gördük, Çözüm Süreci'nde gördük, Haşhaş Ekimi olayında gördük, şeyhleri ölünce gidip avrupada miras kavgaları olaylarını gördük, pastadan daha fazla pay için masum insanlara atılan iftiralarda gördük. Bu kişilerin nerdeyse hiçbirisi bu ülkenin faydasına olacak bir olayı, ilkeyi, kitleyi savunmadı yalnızca okyanus ötesinin emirlerini uyguladı. "Dinin adı değişiyor" olayı aslında gerçek, resmen değiştirdiler. Çünkü ülkemizde ve hatta Avrupa'da dinciler "İslam istiyoruz" diye değil "Şeriat istiyoruz" diye bağırırlar. Peki neden? Şeriat, kelime anlamı olarak "yol, mezhep, metot, âdet, insanı bir ırmağa ulaştıran yol, hüküm koymak" anlamlarına gelir. Yani İslam gibi kesin budur denebilecek bir şey değildir ki, örf, âdet, mezhep gibi anlamları olması da bunu gösteriyor. Onlar "İslam" değil "Şeriat" diye bağırırlar. Çünkü İslam kurallarına ve kitabına göre insanları bu denli tahakküm altında tutamazlar ki, Yaşar Nuri hoca şunu diyor : "Neden 'İslam' demezler de 'şeriat' derler. Çünkü İslam derlerse iddialarını Kur'an'la ispat etmeleri gerekir. Oysaki Allah ile aldatanların din dediklerinin Kur'an'dan onay alması mümkün değildir. Şeriat diyerek meseleyi her yana çekilebilir hale getirmekte, sıkışınca da "Ulemanın kavli budur, icma bu yoldadır, ecdadımız böyle karar vermiştir, asırlardır Müslümanların uygulaması böyledir" gibi dayatmalarına uygun bir dini öne çıkarma yoluna gitmekteler." Yaşar Nuri hoca şeriatın kişilere göre değişimini şu şekilde anlatıyor : "Kur'an, şeriatı izafilikleri olan beşerî bir kurum ve kavram olarak belirlemiştir. Halbuki İslam'ı, Yaratıcı'nın elinden çıkmış ve beşerin müdahalesine kapalı tutulan bir alan olarak tanıtır. "Şeriat eşittir İslam", diyorlar. Böyle bir şey yok. Böyle bir yaklaşım ilim dışıdır, din dışıdır. Kur'an şeriatı yöntem anlamındaki 'minhac' kelimesiyle birlikte kullanarak şöyle diyor: "Sizden her biri için bir yol ve bir yöntem/şeriat belirledik Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihan etsin diye öyle yapmamıştır." (Mâide, 48) Bu ayetten anlaşılıyor ki, şeriat insandan insana, toplumdan topluma değişen tavırları, tarzları, yöntemleri, kabulleri ifade etmektedir. Her peygamberin şeriatı vardır; Hz. Muhammed'in de izlediği bir şeriatı vardır. Câsiye 18 bunu açıkça ifade etmektedir. Bir dinin içindeki değişik birey ve grupların da birer şeriatı vardır, olabilir, olacaktır. Örneğin her mezhebin dinden anladığı, o mezhep için bir şeriattır. O halde, şeriat, Allah katında değişmez, aksi ve başkası kabul edilmez tek yol olan İslam'ın (bk. 3/19) içinde kişilerin, grupların ve toplumların dinden anladıklarına göre oluşturulmuş yorumlar ve kurallar bütünüdür. Katında din olarak İslam kabul eden Allah, şeriatın her birimize göre değişen bir din anlayışını ifade ettiğini açıkça bildirmektedir ki, hiç kimse dinden anladığını dinin kendisi ilan etmeye kalkmasın." Bu ayette göstermektedir ki, İslam belirli çizgileri olan bir dindir. Ancak o çizgiler aşılmadıkça kişilerin, milletlerin kendi kurallarına, örflerine, adetlerine göre kendi kararlarını da vermesi gerekmektedir. Bunu en güzel Kur'an'ın indiği dönemde olmayan; borsa hissseleri, kripto paralar, telif hakları, teknolojik aletler gibi konularda görebiliriz. Bunlar hakkında Kur'an'da bir hüküm bulunmaması, yorumu bize bırakması Kuran'ın kapsayıcı olmadığını değil bize alan bıraktığını gösterir. Mezhep, tarikat, cemaat gibi kavramlar da buradan çıkmakta zaten. Ancak karşı olunan durum, kişilerin kendi hür iradeleri ile inanması değil; inandıkları şeyi insan hürriyet ve özgürlüklerini kısıtlayacak şekilde, adaleti ve liyakati ortadan kaldıracak şekilde kamu hayatının merkezine koyma çabasıdır. Kur'an'ın herhangi bir yerinde monarşi veya krallık veya halifelik üzerine tek bir ayet geçmezken; Peygamber Efendimiz istişare ederdi diyenlerin Cumhuriyet ve Demokrasi düşmanı olmaları yalnızca düşünmediklerini göstermekle kalmaz, kitlelerin din üzerinden kandırılmasının devletimiz ve dünya için oluşturacağı riskleri de gösterir. Ancak umutsuz değiliz. Çünkü yıkmaya çalıştıkları, adını her yerden kazıdıkları Atatürk ve ilkeleri, daha güçlü bir şekilde yayılacaktır. Ve onların, Allah ile aldatarak yazdıkları bu oyun yine başarıya ulaşmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti laik ve demokratik çizgisinden ayrılmayacak, her inanan kendi inancında yaşayacaktır. Din ile makam, mevki, mal devşirenler bugün olmasa yarın bunun hesabını vereceklerdir. Bize bu aydınlık yolu gösteren Gazi Mustafa Kemal'e, bu kitabın yazarı rahmetli Yaşar Nuri Öztürk'e ve bu yolda çalışan ilahiyatçısından, akademisyenine, dindarından, dini inancı olmayanına sonsuz saygı ve sevgiyle....
Allah ile AldatmakYaşar Nuri Öztürk · Yeni Boyut Yayınları · 20091,307 okunma
··
472 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Hakkıcan
Gönderi Sahibi
Kur'an'ın arapça okunmasına katlanamadığımı fark ettim. Tamam okuyorsun da ne okuyorsun, ne anlıyorsun, ne ders alıyorsun? Koca bir hiç. Büyü kitabı yaptılar resmen, suya üfle, pirince oku. Deliricem yeminle.
Hakkıcan
Gönderi Sahibi
Beğenmedim ama paylaşayım. Uzunluk ve basit seviyede bilgiler için kusura bakmayınız.
Hakkıcan
Gönderi Sahibi
İslam inancından önce, Peygamberimizin hanif dinine inandığı söylenir. Hanif kelime anlamı olarak; sapık, zındık damgası yemeyi göze alarak ecdat kabullerine karşı çıkan devrimci asi demektir. Peygamberimiz ve Kuran da karşısındakilerden kişiler üzerinden değil fikirler, bilgiler üzerinden kanıt ister. Yani ecdat bunu yaptı demek bir kanıt değildir, ecdadın doğru yaptığına dair bilimsel/mantıklı/akli açıklaman bir kanıttır.